Ana Sayfa Genel Sefa Yılmaz, TFF Tamsaha Dergisi Röportajı

Sefa Yılmaz, TFF Tamsaha Dergisi Röportajı

0

Almanya’da Wolfsburg’un altyapısından yetişti, önce Duisburg, sonra da ülkemiz takımlarından Kayserispor’un yolunu tuttu. Genç ve gurbetçi oyuncuların ağırlıkta olduğu sar-kırmızılı ekipte yaptığı asistlerle dikkat çekti sezon başında. Hocası ona sağ açıkta görev verse de asıl mevkii forvet arkası olan genç oyuncu, bugüne gelene kadar yaşadıklarını bizlerle paylaştı.

Röportaj: Aydın Güvenir

Genç Millî Takımlarda oynayan birçok oyuncumuz gibi sen de Almanya doğumlusun. Çocukluk yıllarında futbolla tanışman nasıl oldu?

14 Şubat 1990 Berlin doğumlu, işçi bir ailenin çocuğuyum. Annem Trabzonlu, babam ise Giresunlu. Ama tanışıp evlenmeleri Almanya’da olmuş. Aslında ailede futbolculuk geçmişi olan yok. Benim bir de abim var. Kendimi bildim bileli onunla futbol oynarım. Ailede bizden başka futbola en fazla ilgisi olan kişi de amcam. Çocukluk yıllarında futbol oynamak benim için zor bir şeydi. Çünkü oturduğumuz yere yakın futbol sahası ve kulüp yoktu. Babamla annem de çalıştığından bizi herhangi bir futbol sahasına götüremiyorlardı. O yüzden abimle hep sokak aralarında top oynayarak tanıştık futbolla. Almanya’da meşhurdur aslında sokak futbolu. Özellikle doğduğum yer olan Berlin ve Hamburg’da sokaklarda top oynayan çok sayıda çocuk görebilirsiniz. Daha sonraki zamanlarda babamın işi nedeniyle Berlin’de başka bir bölgeye taşındık. Yeni taşındığımız yerde, evimize yakın bir amatör kulüp vardı, Eintracht Südring Berlin adında. Tabii ki abimle benim futbol oynama sevdamız, yeni evimizin bir amatör kulübün yakınlarında bulunmasında etkili olmuştu. Babam sağ olsun bizi bu açıdan da düşünmüştü o dönemde.

Eintracht Südring Berlin’den Wolfsburg’un altyapısına geçene kadar iki kulüp daha değiştirmişsin…

Evet. Çünkü bir süre sonra yine taşınmamız gerekti. Bu sefer de Schöneberg diye bir bölgeye yerleştik. Bu defa da buradaki evimize yakın olan 1. FC Schöneberg kulübünün altyapısına girdim. Evimizi taşıdıkça kulüp değiştiriyorduk yani. Ailem de Schöneberg’de oturuyor halen. Schöneberg’den sonra da yine oturduğumuz bölgeye yakın Tennis Borussia Berlin adlı bir kulübe daha geçtikten sonra 16 yaşındayken Wolfsburg’a transfer oldum.

Beni A takıma Magath aldı

Wolfsburg’a geçişin nasıl oldu ve burada neler yaşadın?

Wolfsburg’dan önceki takımım Tennis Borussia Berlin altyapıya çok önem veren bir kulüptü. Hatta buradan çok yetenekli oyuncular da çıkmıştır zamanında. Boateng kardeşler, Ben Hatira gibi isimler ilk aklıma gelenler. Buradan yetişen oyuncuları çoğu da Hertha Berlin’e transfer olur, bunu da belirtmem gerek. Bu takımda oynadığım ilk sezonda başarılı bir performans ortaya koyunca Wolfsburg ve Bayern Münih’ten teklif geldi. Münih’le Berlin arası yaklaşık 600 kilometre. Yaşım küçük olduğu için ailemin yanından çok uzaklaşmak istemedim. Bu nedenle Berlin’e trenle sadece 1 saat uzaklıkta olan Wolfsburg’u tercih ettim. O zaman Wolfsburg’un A takımının başında Felix Magath vardı. Wolfsburg’un genç takımlarında yaklaşık 1 sene oynadıktan sonra Magath beni A takımla antrenmanlara çıkarmaya başladı. Tabii ki o dönem fiziki olarak oldukça zayıftım ancak Magath her zaman beni destekliyor, fiziğimi güçlendirir ve iyi çalışırsam geleceğimin çok parlak olduğunu söylüyordu. Böyle tecrübeli ve başarılı bir hocanın hakkımda olumlu şeyler söylemesi de benim için gurur verici bir şeydi tabii ki. Hatta ben A takımla antrenmanlara çıkmaya başladığımda eski Trabzonsporlu Marcelinho da takımın kaptanıydı. Ben de onun gibi orta saha ya da forvet arkasında görev aldığımdan ötürü Magath, Marcelinho’nun benimle sık sık ilgilenmesi gerektiğini söylemişti kendisine. Kendisi de bana bazı konularda yardımcı olmuştu.

Çok küçük yaşta Felix Magath gibi başarılı bir teknik adamla çalışma fırsatı bulmuş ve onun gözüne girmeyi başarmışsın. Magath’ın en dikkat çekici özelliği nedir sana göre?

Felix Magath’ın en büyük özelliği disipline son derece önem veren bir hoca olması. Asla ve asla ayrım yapmazdı takımda. Deneyimli ya da genç olsun, hangi oyuncu antrenmanlarda daha çok çalışır ve iyi performans gösterirse formayı ona verirdi mutlaka. Magath’ın Wolfsburg’dan ayrılması benim için pek de iyi olmadı tabii ki. Gerçi yerine gelen Steve McClaren da beni tutuyordu ve A takımla antrenmanlara çıkarıyordu ancak o da kısa sürede görevinden ayrılınca daha fazla göz önüne çıkma şansı bulamadım. Genel olarak Wolfsburg’daki dönemime baktığımızda altyapısında düzenli olarak oynadığımı ve bu dönemde A takımla da idmanlara çıktığımı, ancak sadece hazırlık maçlarında forma giydiğimi söyleyebiliriz.

Kısacası Magath’ın ayrılmasından sonra Wolfsburg günlerinin senin için iyi geçmediğini anlıyoruz. Bu yüzden mi 2010-2011 sezonunda Duisburg’a transfer oldun?

Aslına bakarsanız düzenli olarak oynamak istediğim için Duisburg’u seçtim. Hem Wolfsburg beni gözden çıkarmamıştı hem de başka kulüplerden de teklifler vardı. Ancak ben oynama yaşımın geldiğini düşünüyordum. O yüzden de düzenli olarak bir takımda forma giyebilmek için Almanya 2. Ligi’nde oynayan Duisburg’u tercih ettim.

Duisburg’da bu şansı yakaladın ve sezon boyunca ilk 11’de yer aldın. Bu sezondan sonra adını duyurdun diyebilir miyiz?

Duisburg’da sezon boyunca toplam 31 maça çıktım, 6 gol kaydedip, 6 da asist yaptım. İlk kez göz önüne çıkmıştım ve düzenli olarak forma giyince başarılı da oldum. Takımın antrenörleri arasında Wolfsburg altyapısından hocam olan Günthe Kössner de vardı. Bana hep iyi bir oyuncu olduğumu ve oynayarak daha da başarılı olacağımı söyleyerek motive etti. Duisburg’da başarılı olmamda onun da payı çok büyüktür.

Gelelim şimdi de Türkiye maceranın başlamasına. Senin gibi Almanya’da doğup, orada yetişen birçok oyuncumuz genç yaşta Türkiye’yi tercih etmeye başladı. Senin tercihin nasıl gerçekleşti? Duisburg mu seninle yollarını ayırmak istedi yoksa Kayserispor’dan gelen teklif çok mu cazipti?

Doğruyu söylemek gerekirse kariyerimi Almanya’da sürdürmek istiyordum. Ancak Teknik Direktör Milan Sasic’le aram pek de iyi değildi. Tabii ki düzenli oynama şansı buluyordum, ortamım da çok iyiydi ancak dediğim gibi hocayla fazla anlaşamıyorduk. Almanya’dan teklifler vardı ancak bonservis bedelim bu kulüplere yüksek geldi. Türkiye’den de çeşitli takımlardan teklifler vardı ve bunlardan biri de Kayserispor’du. Gerek Kayserispor’da çok sayıda gurbetçi oyuncu olması, gerekse kulübün beni ısrarla istemesi üzerine tercihimi sarı-kırmızılı takımdan yana kullandım. Ömer Şişmanoğlu, Hasan Ali Kaldırım, Furkan Özçal gibi oyuncuları buraya gelmeden de tanıyordum. O yüzden hiç yabancılık çekmeyeceğimi düşündüm. Hocamız Şota Arveladze’nin de gençlere şans verdiğini biliyordum. Ancak tüm bunlar bir yana beni takıma kazandıran asıl isim Süleyman Hurma’dır. Süleyman abi transferim sırasında kulübün beni çok istediğini söyleyerek güven verdi. Ben de saydığım bu nedenlerden ötürü Kayserispor’un yolunu tuttum.

Artık hem Alman, hem de Türk futbolunu az çok bilen bir oyuncusun. Sana göre iki ülkede oynanan futbolun arasındaki temel fark ne?

Almanya’da taktik her zaman daha önemli. Yani oyun taktiğine çok önem veriyor Almanlar. Türkiye’de ise tekniğe ve fiziğe daha çok dikkat ediliyor. Almanya Millî Takımı’na da baktığınızda çok disiplinli, çok sabırlı, taktiğe çok önem veren bir takım çıkıyor karşımıza. Bu da bana göre iki ülke futbolu arasındaki en büyük fark. Türkiye’de oyun içindeki hırs oraya göre daha farklı. Oyuncular genelde duygularıyla oynuyor.

Almanya’dan yetişmiş bir oyuncu olarak Türk futboluna adapte olmakta zorlanıyor musun?

Ben ne kadar tekniğimi, oyun disiplinimi, oyun taktiğimi Alman futbolunun altyapısından alsam da hırsım Türk olmaktan geliyor. O yüzden çok zorlanmıyorum diyebilirim. Eski antrenörüm Kössner zaten bana söylerdi hep, “Almanya’da yetiştiğin belli ama hırsın Türk olduğunu gösteriyor” diye. Bir farklılık da burada sağ açık oynamam. Aslında Wolfsburg’daki son dönemlerimde de sağ açık oynamaya başlamıştım ancak ilk kez burada düzenli olarak bu bölgede görev yapıyorum.

Sağ açık oynamaktan memnun musun peki? Yoksa forvet arkası mı oynamayı tercih edersin?

Tabii ki kaleye daha yakın olduğum ve daha çok gol atma şansım olduğu için forvet arkasında oynamayı tercih ederim. Altyapıda bu mevkide çok golüm vardı. Sağ açık oynamak ise biraz daha farklı. Uzun mesafeli koşular gerektiriyor. Benim de bu özelliğimi geliştirmem lâzım. Ama zamanla alışıyorum. Ayrıca genç bir oyuncunun farklı mevkilerde oynaması onun gelişimi açısından çok yararlı bana göre. Bir teknik adam için de avantaj diğer yönden de.

Kayserispor’daki takım ortamı nasıl sana göre? Oldukça genç bir ekibe sahipsiniz. Sana göre sezon sonunda ligi iyi bir yerde bitirebilecek misiniz?

Takım genç ve yeni oyunculardan oluştuğu için sezona pek de istediğimiz gibi başlayamadık. Ancak yavaş yavaş birbirimize alışarak toparlanıyoruz. Bu da sonuçlara yansımaya başladı zaten. Zamanla takım daha da oturacak ve daha iyi sonuçlar alacağız. Biraz sabretmek gerekiyor. Ligi üst sıralarda bitireceğimizden eminim.

Kendini nasıl bir oyuncu olarak tanımlıyorsun genel olarak? Hücum özelliklerin daha ağırlıklı. Defansif açıdan da kendini geliştirmen gerektiğini düşünüyor musun?

Dediğiniz gibi kendimi hücum ağırlıklı bir orta saha oyuncusu olarak görüyorum. Zaten tekniğim de iyi olduğu için böyle olması normal. Driplinglerim de oldukça iyi. Topla oldukça süratliyim. Hatta hocalarım “Topu sürdüğün zaman zor tutarlar seni” der. O yüzden şu an oynadığım mevki olan sağ açıkta bu özelliğimi daha da gösterebileceğimi düşünüyorum. Orta sahanın ortası ve forvet arkası oynadığım için de küçükken hep ofansif yönlerimi geliştirdim. Ancak günümüz futbolunda bir orta saha oyuncusunun iki yönlü oynaması gerekiyor. Bu yüzden de defansif yönden kendimi geliştirmeye çalışıyorum. İki sene öncesine kadar buna hiç dikkat emiyordum ancak artık antrenmanlarda bu yönümü geliştirmek için ekstra çalışmalar yapıyorum.

Kayserispor’da duran topları sen kullanıyorsun. Şota en baştan beri bunun için seni mi düşüyordu yoksa Cangele sezon başında sakatlanınca mı bu iş sana düştü?

Sezon başı antrenmanlarında Cangele ile ben ortak kullanıyorduk duran topları. Cangele şanssız bir sakatlık geçirince hocamız duran topları benim kullanmamı istedi. Geçen sezon Duisburg’da da ben kullanırdım. Hatta Wolfsburg’un altyapısında oynarken de bu görevi ben üstlenirdim.

Duran top kullanışını özellikle takip ettiğin bir oyuncu var mı?

Her oyuncunun kendine has bir duran top kullanış tarzı vardır. Juninho, Beckham, Zidane… Bu isimlerin hepsi bu işte ustaydı ve hepsinin de farklı duran top kullanma stilleri vardı. Tabii ki dünyada bu işte iyi olan isimleri takip ediyorum ancak asıl önemli olan bu alanda kendi stilini bulmak. Bunun için sürekli frikik ve korner çalışmaları yapıyorum. Duran top kullanmak kendiliğinden gelen bir şey değil, çalışmayla oluyor.

Oynadığın bölge ve yetiştiğin altyapı itibariyle Hamit Altıntop ve Nuri Şahin’in izinden gidiyorsun diyebiliriz aslında. Onları kendine örnek alıyor musun?

Tabii ki alıyorum. Mesela Nuri, Dortmund’da çok iyi bir sene geçirdi. Bunun sonucunda da Real Madrid’e transfer oldu. Hamit de senelerce hem Millî Takım’da hem de Bundesliga’da başarıyla forma giydi. Ben Mesut Özil’i de kendime örnek alıyorum ayrıca. Onun da yaptıkları, hem Alman Millî Takımı hem de Real Madrid’de sergilediği performans ortada. O yüzden bu isimleri kendime örnek alıyor, başarılarını dikkatle takip ediyorum.

Bu isimlerin dışında herhangi bir idolün var mı peki?

Zinedine Zidane. Soğukkanlılığı, tekniği, kişiliği olsun her yönden çok iyi bir futbolcuydu. O yüzden her zaman Zidane’ı kendime örnek almışımdır. Aktif oyuncular arasından da en çok Xavi ve Iniesta’yı beğeniyorum oynadığım mevki olarak.

Millî Takım kariyerinden söz edelim biraz da. İlk olarak U18 Millî Takımı’na seçilmişsin 2007 yılında. Daha sonra U19 Takımı’nda da oynadın. Şimdi ise Ümit Millî Takım’dasın. Bu süreci anlatır mısın bize?

U18 Millî Takımı’na Abdullah Ercan zamanında davet edilmiştim ilk olarak. Ben o dönemler Wolfsburg’da forma giyiyordum. 7 maç bu takımda oynadım. Sonrasında 4 maç da U19 Millî Takımı’nda forma giydim. Mart 2011’de de ilk kez Raşit Çetiner yönetimindeki Ümit Millî Takım’a çağrıldım. 2013 Avrupa Şampiyonası elemelerindeki ilk maçımız olan Liechtenstein’ı 6-1 yendiğimiz müsabakada ilk kez Ümit Millî Takım’da oynadım. Tabii ki her oyuncu gibi benim de asıl hedefim A Millî Takım’da oynayabilmek. Bunun için öncelikle kulübümde düzenli olarak oynamam ve başarılı bir performans ortaya koymam gerekiyor.

Almanya Millî Takımı’nda gelen herhangi bir teklif oldu mu şu ana kadar?

Almanya U20 Takımından geçen sezon teklif aldım. Duisburg’daki performansım bunda etkili olmuştu. Ancak bu teklifi düşünmek istediğimi ilettim kendilerine ilk başta. O yüzden antrenmanlara da çıkmadım. Ancak sonra Almanların teklifini reddederek Türkiye’yi tercih ettim. Bu kararımdan dolayı da çok mutluyum.

Gelecekte tekrardan Almanya’ya dönmek ve orada futbol oynamak istiyor musun?

Daha Kayserispor kariyerimin başındayım. Kulüple 4 sezonluk mukavele yaptım. Öncelikle burada iyi performans sergilemek istiyorum. Sonrasında da gelen her teklifi değerlendirebilirim tabii ki. Ancak mutlaka Almanya olacak diye bir şey yok. Almanya’da kalmak istesem her şeye rağmen bir sezon sabredip kalırdım. O yüzden ülke fark etmez, önemli olan teklif.

Son olarak abini soralım sana. Futbol oynama devam ediyor mu?

Abim forvet oynuyor. Adı Murat Yılmaz. 1988 doğumlu, yani benden iki yaş büyük. Bir dönem Ankaragücü’nde de oynamıştı. Tam A takıma çıkacağı zaman Ankaragücü, Ankaraspor’la birleşti. O birleşme olunca da birçok yeni oyuncu takıma katıldı ve bu yüzden kendisini kadro dışı bıraktılar. Üstelik sezon öncesi hazırlık maçlarında da başarılı bir performans sergilemişti. Şu an Almanya’da yaşıyor ve herhangi bir takımda oynamıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here