Ana Sayfa Genel Bol Gelen Elbise-Rafet B.Yılmaz

Bol Gelen Elbise-Rafet B.Yılmaz

0

Kulüplerimizin takıma abilik, yetenek avcılığı veya mevcut teknik direktörü yedeklemek gibi farklı amaçlarla kullandığı sportif direktörlük kurumu Galatasaray’daki yeni dönemle bir kez daha gündeme geldi. Peki ama bu kurum şimdiye kadar nasıl kullanıldı?

Yazar: Rafet B. Eryılmaz

rafeteryilmaz@hayatimfutbol.com | twitter.com/scouserefet

1961 Anayasası’nın Türk siyasi hayatına soktuğu Cumhuriyet Senatosu, TBMM üzerinde bir denetleme ve denge unsuru olma özelliklerine sahipti. Ülkemizde 19 yıl boyunca uygulanan çift meclisli sistemin, futbolumuzda zaman zaman denenen sportif direktör-teknik direktör birliktelikleriyle örtüştüğünü söyleyebiliriz. Sportif direktör denince insanların aklına yönetimle teknik adam arasında bir yerlerde yer alan, yönetime göre saha içinde, teknik adama göreyse saha dışında daha donanımlı olan biri canlanıyor. Sportif direktörlerden de tıpkı senato gibi bir denge yakalaması bekleniyor.

İyi de bu beklentiler ne oranda karşılanıyor? Daha doğrusu bu beklentiler zamanla nasıl şekilleniyor? Galatasaray’ın Roberto Mancini’nin üstünde çalışacak bir sportif direktör aradığı şu günlerde geçmişte bu görevde bulunmuş kişilerin yaptıklarına bakmak doğru olacaktır. Bu sayede sportif direktörlüğün, ülkemizdeki futbol yönetimi anlayışına bol gelip gelmediğini daha rahat anlayabiliriz.

Sportif-teknik direktör? 
Bu konuda zihinlerdeki en taze örnek olarak Aykut Kocaman görünüyor. Fenerbahçe’nin Luis Aragones yönetiminde geçirdiği felaket sezonun ardından 2009 yazında giriştiği yapılanma hamlesinin en dikkat çekici adımı kuşkusuz Kocaman’ın sportif direktörlüğe getirilmesiydi. Ankaraspor’daki teknik direktörlük görevini bırakan Kocaman, teknik direktör Christoph Daum’la birlikte çalışmalarına hızla başladı. Yerli oyuncuların transferinde etkin rol alan Kocaman, ‘Daum’un bilgisayarı’ndan fırlayan Cristian Baroni ve Andre Santos’u izlemek için de Brezilya’ya gitti. Sezon başında işler gayet olumlu görünüyordu. Transferlerle yakından ilgilenen bir sportif direktör sayesinde sarı-lacivertli kulübün geleceğinin teminat altına alındığı düşünülüyordu.

Fakat zaman geçtikçe işler karışmaya başladı. Yıldırım-Daum-Kocaman üçgeninde yaşanan tartışmalar, sezon içinde Kocaman’ın istifa edeceğine yönelik muhtelif söylentiler çıkmasına neden oldu. Kocaman’ın Daum’un yerine geçmek istediği, bu nedenle sürekli sorun çıkardığı konuşuldu.

Tüm bu sorunlar son maçta kaybedilen şampiyonlukla birleşince amiyane tabirle çarşı karıştı. Daum tazminat konusunda sorun çıkardı. Aziz Yıldırım, bir yandan Daum’u ikna etmekle uğraşırken bir yandan da Kocaman’ın teknik direktörlüğe  geçiş sürecini yönetmeye çalışıyordu. Sorunların çözüldüğü noktada Kocaman’la sözleşme imzalandı. Ancak vurgulanan önemli bir şey vardı! O da Kocaman’ın hem sportif direktör, hem de teknik direktör olarak görev yapacağıydı. Bu konu o kadar tartışıldı ki Kocaman’ın sportif direktör sıfatıyla bir teknik direktör atayabilme ihtimalinin üzerine bile duruldu.

Nitekim Kocaman, görev yaptığı süre boyunca Fenerbahçe’nin resmi yayın organları sportif direktör ve teknik direktör sıfatlarını birlikte kullandılar. Üç sezon boyunca görev yapan Kocaman, transfer konusunda daha özgür hareket etmenin dışında bu sıfatların verdiği yetkileri pek kullanabilmiş gözükmedi. İşin daha da hazin olan tarafı teknik direktörlüğünün yanına eklenen sportif direktörlük sıfatının ne gibi yetkiler getirdiğini hiçbir zaman öğrenemedik.

sinandsAbiler! 

Türk futbolunda sportif direktörlük konusunda yaşanan bu yetki karmaşasının kaynağı olarak ‘abi’ kavramını gösterebiliriz. Türk futbolcusunun ne koşulda olursa olsun bitmek tükenmek bilmeyen abi ihtiyacı çoğunlukla sportif direktörler aracılığıyla giderilmeye çalışıldı. Bu durumun en büyük örneği Beşiktaş’ta aralıklarla görev yapan Sinan Engin oldu.

2001′de göreve geldiğinde “futbol takımı menajeri” unvanına sahip olan Sinan Engin’den yabancı teknik direktörün oyuncularla iletişimde yaşayabileceği sorunları çözmesi bekleniyordu. Daum’dan sonra Mircea Lucescu’yla da birlikte çalışan Engin’in o dönemden bıraktığı en büyük miras Malatyaspor maçının hakemi Kuddusi Müftüoğlu’ya saha kenarından “Merak etme arkandayım!” diye bağırması oldu. 2004 yılına kadar görev yaptığı döneme söyledikleriyle yol açtığı tartışmalar ve mafyöz tavırları damgasını vurdu.

2007-08 sezonunda yeniden göreve getirilen Engin, performansıyla eski günlerini aratmadı. Abilik rolünün hakkını vererek(!) yapan Engin’in ikinci döneminde 8-0′lık Liverpool faciası yaşandı. O maçın ardından yine mikrofonların karşısına geçen Engin’in “Bak görüyorsun, acımıyorlar yani. Maç devam etse daha da atacaklar.” sözleri akıllarda kaldı. Engin’in her iki döneminden  de akıllarda sportif hamlelerinden çok saha dışında yaptıklarının kalması sportif direktörlük kavramının ne kadar geniş bir yelpazede yer aldığını gözler önüne serer cinsten.

Profesyonel yönetici?
Elbette sportif direktör rolünü abilik yapmakta kullananların yanında profesyonel yöneticilik anlayışıyla hareket eden futbol adamlarına da rastlamamız mümkün. TFF’de çalıştıktan sonra Galatasaray’da yönetici olan Adnan Sezgin’in, Cem Uzan’ın yatırım yaptığı İstanbulspor’a geçişi bu bağlamda bir örnek olabilir. Sezgin, daha sonra ‘Sportif AŞ Genel Müdürü’ sıfatıyla sarı-kırmızılı ekibe dönecekti.

Meşhur şirket birleşmesi gerçekleştikten sonra sportif direktörlüğe başlayan Sezgin, özellikle yurtiçi transferlerinde takıma önemli katkı sağladı. Mehmet Topal, Emre Güngör, Hakan Balta ve Servet Çetin gibi gelecekte A Milli Takım’da boy gösterecek oyuncuları sarı-kırmızılı renklere bağladı. Ne var ki bu hamlelerin saha içindeki yansıması taraftarları bir türlü memnun etmedi. Aynı dönemde yabancı transferlerini gerçekleştiren Haldun Üstünel’in Elano, Keita ve Baros gibi isim yapmış oyuncuları takıma kazandırması Sezgin’e karşı tepki oluşmasına neden oldu.

Frank Rijkaard döneminde gerçekleşmesi beklenen değişimin önündeki en büyük engel olarak görülen Sezgin, Adnan Polat’ın başkanlıktan ayrılmasıyla takımdan ayrıldı.

Devamında profesyonel hareket ederek Samsunspor’da görev yapmaya başlayan Sezgin, burada da yaptığı transferlerle ilginç olaylara sebebiyet verdi. Öyle ki 29 yönetici, “Kulübü biz değil, Sezgin yönetiyor” diyerek istifalarını sundu.

Sezgin’in kulüpten kulübe geçişlerinin profesyonellikle bağdaştığı söylenebilir. Fakat görev süresince yaptıklarıyla topladığı tepkilere bakılırsa ülkemizin sportif direktörlük anlayışının dışına pek çıkamadığı göze çarpacaktır.

suleyman hurmaAnadolu direktörlüğü 

70′lerde Cem Karaca, Barış Manço, Moğollar gibi sanatçı ve gruplarla patlayan Anadolu Rock’ın yarattığı etkinin bir benzerini Anadolu takımlarındaki sportif direktörlerin yarattıklarını söylemek mümkün. Bu durumun en büyük örnekleri olarak Gençlerbirliği’nde uzun süre görev yapan Cem Onuk ile Kayserispor’un Süper Lig’de kalıcı olmasını sağlayan Süleyman Hurma gösterilebilir.

Daha önce Samsunspor ve Trabzonspor’da da görev yapan Hurma’nın sarı-kırmızılı ekipte bu kadar önemli bir iş yapacağını kimse tahmin etmiyordu. Mehmet Topuz ve Gökhan Ünal’lı yılların ardından bulduğu gurbetçi gençler ve Avrupa liglerinden getirdiği yıldızlarla Kayserispor’u kalburüstü takımlardan biri yapmayı başardı. Üstelik bu süreçte çok cüzi miktarlara takıma kattığı Serdar Kesimal, Hasan Ali Kaldırım ve Nordin Amrabat gibi isimleri yüksek bonservis bedelleriyle İstanbul takımlarına satarak kulübün kasasını doldurmayı başardı.

Teknik direktörlerle de uyum içinde çalışan Hurma’nın Ertuğrul Sağlam’ın Bursaspor’a geçişiyle transferinin gündeme gelmesi de ilginç bir durum ortaya çıkarmıştı.

Cem Onuk ise tıpkı İlhan Cavcav gibi uzun yıllar boyunca Ankara ekibinin başarısı için çalışmış bir isim. Onuk, zaman zaman yaşadığı tartışmalarla görevinden uzak kalsa da özellikle 90′ların sonu ve 2000′lerin başında yaptığı hamlelerle kulübün atılım yapmasına yardımcı olmuştu.

Özen-Bilic ortaklığı

Geçmişteki pek de başarılı olmayan örnekleri bir kenara bırakacak olursak Beşiktaş’ın bu sezon başından itibaren göreve getirdiği Önder Özen’in Avrupalı mevkidaşlarıyla benzer yolda olduğunu söyleyebiliriz. Teknik direktör Slaven Bilic’le iyi bir hava yakalayan Özen’in takımın geleceğini inşa etme konusunda bir hayli istekli olduğu açık. Antrenörlükten gelmesine rağmen bu alandaki hırslarını erteleyen Özen’in ilerleyen yıllarda Türk futbolunda örnek gösterilecek bir iş çıkarması şaşırtıcı olmaz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz