Bu yazı 28.07.2007 tarihinde bu sitede yayınlamıştı.

Siz hiç maçta ekmek arası çaman (Çemen) ekmek yedinizi mi?
Evet ben yetmişli yıllarda çok yedim.
Yaşı 40 ve üzerindekiler benim ne demek istediğimi anlamışlardır.
Şimde şemşamerçi tribünü yada çekirdekçi taraftar değiniz taraftarlar bir zamanlar "Çaman Ekmek" taraftarı idi.
Evet 70 li yılları anlatmakta fayda var.
Hele birde o tarihlerde 10-15 yaşnda isen.
Maça gitmek için hemen paralar bir araya getirilip bilet gişesine gidilirdi.
“Abi 2 kişi bir bilet olur mu?” sorusunu sorar ve içeri girmenin yollarını arardık.
Tabi maçların durumuna göre sabah 08:00 ‘de yollara düşer. Kayseri Atatürk Stadına gelmemiz ve bilet kuyruğuna girmemiz gerekirdi.
Birde maç akşama doğru 16:00’da ise vay halimize.
Aylardan birde sezon başı yada sonu ise yandınız demektir.
Akşama kadar güneş altında kıpkırmızı olursunuz.
Tabi maç başlayana kadar tüm gazeteler okunur. Hatta artık gazete değiş tokuşlar başlar ve nihayet oda bittimi geçen haftadan statda kalan gazetelere dalınırdı. En sonunda ise Şapka haline getirilirdi.
Tabi bu şapka olayı da biraz farklı idi. Her kes bu şapkayı güzel yapamazdı. Yapanlardan yardım istenirdi.
Hele birde deplasmandan taraftar geldi mi varmayın keyfimize. Maç başlayana kadar karşılıklı tezahürat ve küfürlerin arkası kesilmezdi.
Amigomuz ise “Kıllı Bekir” Allah Rahmet eylesin. Yine Allah Rahmet Eylesin “Elifoğlu” yapardı.
Elifoğlu Kapalı tribünün üzerine çıkar eğilerek bir selam verirdi.
Amigomuz en sonunda sahanın içine girer ve orta sahaya gelir ve tek tek tüm tribünleri eğilerek selamlardı. En son olarak ta Rakip takımın tribünlerini selamlardı.
Rakip takımın az taraftarı varsa bugünkü misafir takımın yerinde. Çok ise Erciyes kale arkası aynen bugünkü gibi verilirdi.
Amigomuz Ellerini havaya kaldırır ve 3-4 meşhur tezahüratımızı yaptırmaya başlardı.
Önce bir “Hey Allah” çektirir. Sonra “Üçlü alkış” yaptırırdı. “Hindi baba” ile bitirirdi. Bu aşağı yukarı maç başlayana kadar devam ederdi.
Ne hikmetse maç başladığında ses kesilir ve kimsede bağıracak bir hal kalmazdı. Maçtan saatler önce stadyumda olan taraftarlarda ne ses kalmıştır nede sıcaktan derman.
Stadımız öyle büyük filan değildi. 12 bin kişilikti. Yani erken gelen iyi yere otururdu.
Önce rakip takım çıkardı. Rakibimizden puan almışsa alkışlanır. Yenilmişse yuhalanırdı.
Ne hikmetse Kayserispor rakipten sonra çıkmayı yeğlerdi.
1978’deki Arjantindeki dünya kupası maçından sonra konfeti hastalığı başlamıştı. Kayserispor sahaya çıktığında ortalık kağıt parçalarından geçilmezdi. Ama bu bize büyük bir mutluluk verirdi.
Kayserispor Erciyes tarafındaki tünelden çıkardı.
Sahanın ortasına kadar gelip selam veren takımımız hep bir ağızdan son kalan nefeslerimiz ile tezahürata başlardık. Tabi bu arada pilimiz bitmiş durumdadır.
Anons yapan kişi “2. Türkiye ligi Kırmızı gruba dahil Kayserispor- Falan spor maçını hakem ve takım kadrolarını arz ediyorum” der ve kadroları sayardı.
Hele rakibimiz birde yeni küme düşmüşse meşhur futbolcularına gıpta ile bakardık. Tabi bizim kadromuzda iyi idi ama ne hikmetse komşunun tavuğu meselesi devreye girerdi.
Maç başladı mı ses kesilir. Sanki tiyatro izlenir gibi olurdu. Ya önemli bir pozisyonda ya kaçan golde yada hakemin yanlış düdüğünde sesler gelirdi. Maçın durumuna göre tezahüratlar biraz artar yada azalırdı. Aslında bir düşününce bugünün taraftarlarından pek farkının olmadığını anlarsınız.(Nede olsa onların çocukları)
Evsahibi takım genellikle hücumu düşünürken deplasman takımı 8 oyuncu defansta 1 ortasaha 1 de forvet ile oynardı. Bu sistem aşağı yukarı tüm takımlar için geçerli idi. Hali ile maç bitene kadar deplasman takımının ceza sahasında maç oynanırdı. Özellikle o dönemlerde takımlar teknik kapasitesi çok yüksek oyunculardan kurulurdu. Durarak oynanırdı. Maçlar genellikle 0-0 yada 1-0 gibi sonuçlar ile biterdi. Yani golleri çok az olurdu.
Maç bittimi maçın durumuna göre psikolojik durumumuz belli olurdu.
Her kes evine giderken maçın ruhi durumuna göre surat ifadesi değişirdi.
Yoldan geçenlerden “Maçı nördünüz gardaşım” sorusu ile muhatap olunurdu. Hemen cevap “ Nörek gardaşım yendik” yada "yenildik" olurdu. Tabi hemen suçluları ardı ardına dizerdik.
Televizyonda bugünkü gibi spor programları ne arar. Hele birde 2.ligde isen vay haline. Sonucu bile verme zahmetine zor girerlerdi. Yani detaylı bilgi kimsede olmazdı. Maça gidemeyenlerde gidenlerden detay öğrenmeye çalışırdı.
Tek çare ertesi günkü gazetelere bakmaktı.
Yerel basın bugünkü gibi değildi. Resmen gazete çıkartırlardı. Maçta 2 gol olmuşsa. 2 golünde resmini çekmiş olurlardı.
Maçı dakika dakika en ince ayrıntısına kadar gazetede yazarlardı. Yani maça gitmiş gibi olurdunuz.
O tarihte deplasman maçına gitmeyen gazetecinin gazetesi zor satılırdı.
Her evde Telefonla (gerçi zor bulunurdu) gazetelerden haber almaya çalışırdı.
Telefona çıkan kişiye golleri kim atmış sorusunun cevabı hazırdı. Yarın gazetede okursun.
Garip ama gerçek o zaman gazeteleri bugünün teknolojisine rağmen kaliteli gazeteler çıkarmakta idiler.
Geçmişi şöyle bir bakınca aklımda kalan sadece ÇAMAN EKMEK ve o SARIMSAK kokusu.
Ah olsa da Maçta yesek.
Ayhan BAYNAL
Bu yazı 28.08.2007 tarihinde bu sitede yayınlanmıştır. 
 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here