Ana Sayfa Köşe Yazısı Profesyonellik… Nereye Kadar… Selim Dündar

Profesyonellik… Nereye Kadar… Selim Dündar

Paylaş

En iyisi…
Dağ tepesinde bir çam olamazsan,
vadide bir çalı ol.
Fakat, oradaki en iyi ve büyük çalı sen olmalısın
Çalı olamazsan eğer bir ot parçası ol.
Bir yola neşe ver.
Bir misk çiçeği olamazsan bir saz ol.
Fakat, gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın.
Hepimiz kaptan olamayız, bazılarımız tayfa olmaya mecburuz.
Dünyada hepimiz için bir şey var.
Yapacağımız iş, size en yakın olan iştir.
Cadde olamazsan patika ol.
Güneş olamazsan yıldız ol.
Kazanmak, yahut kaybetmek önemli değil!
Sen her neysen, onun en iyisi olmalısın.
Douglas Malloch

 

Kayserispor, yaklaşık 1.5 milyonluk nüfusa sahip, 6000 bin yıllık bir tarihe sahip, ilk yazılı ticari ilişkilerin gerçekleştiği, çeşitli devletlere başkentlik yapmış, başbakanlar, cumhurbaşkanları yetiştirmiş bir şehrin takımıdır. Takımımız Süper Lig’de şampiyon olamasa da, diğer alt liglerde çeşitli defalar şampiyon olmuş, pek çok sezon Süper Lig’de oynamış ve Ülkemizi Avrupa’da layıkıyla temsil etmiş bir takım. Geçmişten bu yana Kayserispor’un tesisleri mukayeseli olarak en iyi tesislerden birisi olmuştur. Yenilenen tesisler halen de en güzel futbol kulüp tesislerinden birisidir. Bu sezon zaman zaman gecikmeler olsa da, diğer takımlarla kıyaslayınca futbolcuların maaşlarını aldıkları bir takım. İşte tam da bu noktada, futbolcu kardeşlerimiz tek işlerinin toplarını oynayıp, maaşlarını almak olmadığını farketmeliler. Profesyonelliğin bu kadarı maalesef yanlış oluyor. Her kademede görev yapan için geçerli bir kural: tam profesyonellik daima başarı getirmez. İçindeki amatörlüğü hiçbir zaman öldürmeyeceksin. Nerede olursan ol, basit yaşamayı, sadeliği bileceksin. Şehirler arasında bile günümüzde ‘yavaş ve sakin şehirler (cittaslow)’ moda oldu. Futbolcu kardeşlerimiz de, bu şehre layık bir şekilde şehri mutlu edecek hedefler için alın teri akıtmanın farkında olmalılar. Böyle olduğunda hem kendileri daha mutlu olacak, hem şehir, hem de bu süreçten kazançlı çıkacaklar. Nasıl mı? Değerlerini artırarak. Sevgilerini daha geniş kesimlere yayarak. İşte bunun için Michiganlı bir kerestecinin oğlu olan Douglas Malloch’un dünyaca ünlü “Her neysen, en iyisi olmalısın (Be the best of whatever you are)” şiirinden dizelerle başladım.

Maalesef Bursaspor karşısında oynayan Kayserispor, bana çok hedeflerinin farkında olmayan, “yeter işte, bu kadar” anlayışında bir takımı hatırlattı. Futbolcu oynarken futbolu hissederek oynarsa, futbol oynarken mutlu olursa, bu zaten sonuca yansıyacaktır. Kayserispor yetenekli oyunculardan kurulu bir takım ve başında da iyi bir teknik direktör ve yönetim var. Bu bileşenleri bir araya getirmek yetmiyor, iş futbolcuların özverisinde yatıyor. Futbolcular bir an önce kişisel hedefleri neler, takım olarak hedefleri neler? Bunlara odaklanmalılar. Aksi takdirde, belki sezon sonunda ligden düşmeyeceğiz ama herkes “Kayserispor bir ara çok iyiydi, ama devam ettiremedi” diyecek ve Deniz Türüç gibi, Stephan Badji ve Kana Bıyık gibi, Ryan Mendez gibi, değerlerine değer katarak iyi transferler yapabilecek oyuncular için de çıta düşmüş olacak. Bu nedenle herkes şapkasını önüne almalı ve en büyük tehlikenin ‘hedefsizlik’ olduğunu idrak etmelidir. İyi oynar, mücadele eder ve hedeflersen mutlu olursun. Belki profesyonelce düşünüldüğünde işinin gereğini yapıyorsundur, çıkıp sahaya ‘kötü olmayan şekilde’ futbolunu oynuyorsundur ve takımın da ligi orta sıralarda bitirecektir, buraya kadar sorun yok gözükebilir. Ancak herşey profesyonellik değil.

Kayserispor Şampiyonluk Fotusu – 1991-1992 | Bekir Demirağ Arşivinden

Kayserispor için aradan kaç yıl geçse de unutulmayan oyuncular var: Muammer Nurlu, Levent Kurt (B. Levent), Levent Devrim (K. Levent), İlhan Sancaktar, Mehmet Soykök, Hakan Azman, Abdullah Durak, Mehmet Şen, Mustafa Kocabey, Abdullah Çöl (stoperdi), Bülent Bölükbaşı, Ragıp Başdağ, Kamber Arslan, Slavcho Pavlov, Alloy Agu, Iglesias gibi oyuncular. Bu oyuncular takımları adına mücadele ederken iz bıraktılar, mücadele ettiler, yürekten oynadılar ve yürekten sevinip, üzüldüler… Dolayısıyla unutulmadılar…

 

Bursaspor karşısında her şey belki çok kötü değildi. Oyunun kırılma anları vardı. Rakibe çok pozisyon vermedik ama hiç pozisyon bulamadık. Bu kadar yetenekli oyuncunun olduğu bir takım için, bu veri bile herşeyin yolunda gitmediğini tek başına gösteriyor. Asıl sorun yenilmek değil, alıştığımız bu güzel oyunu ortaya koyamamak veya bunun için hiçbir çaba görememek. Bursaspor maçında Umut Bulut’a gösterilen sarı kart da ilginçti. Eğer pozisyon gereği dengede kalamayıp düşmüşseniz veya aldatmak amacıyla düşmeyi düşünüp, sonra hemen bunun yanlışlığına varıp, penaltı olmadığını hareketlerinize ortaya koymuş iseniz, ‘sarı kart’ niye gösterilir, anlamış değilim. Futbolcu kendini aldatmaya yönelik düşünerek attıktan sonra sarı kart göstermenin mantığı nedir? Oyuncunun centilmenliği aykırı şekilde aldatma niyeti değil midir? Oysa oyuncu düşer düşmez kalkıp “elini sallayarak, bu hareket penaltı değil, ben kendim düştüm” demiş ise, halen sarı kart göstermek “düz mantık”tan ötesi değil ve gereksiz. Umut Bulut, bana göre yanlış olan bu sarı kart nedeniyle haftaya Karabük maçında oynamayacak.

Bu sezon Sumudica takımına, hedefi şampiyonluk olan Fenerbahçe’den çok daha pozitif bir oyun oynattı. Üstelik Bursaspor maçından sonra da çıkıp, “sezon başından beri en kötü oyunumuzu oynadık” deyiverdi açık yüreklilikle.

 

Keşke futbol adına hiçbir şey yapmayan, güzide takımlarımızın teknik direktörleri de hiçbir oyun oynanmayan bir maçtan sonra, hakemleri suçlama açmazını aşsalar. Başarı kadar başarısızlığın da olağan olduğunu ve kendi kapasitelerinin bir yerden sonra yetmediğini keşke anlayabilseler ve bunu açık bir şekilde de söyleyebilseler…

 

Selim Dündar

1 Yorum

  1. şumi espinozada ısrar etmemeli.kucheri defanstan kesmemeli.kraverzt direk oynamalı takım o zaman başarılı olur.malaytadan selamlar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here