Ana Sayfa Köşe Yazısı Paf Takımından U21 Sistemine Geçiş ve Değişenler ve Çare-Selim Dündar

Paf Takımından U21 Sistemine Geçiş ve Değişenler ve Çare-Selim Dündar

PAF TAKIMINDAN U21 SİSTEMİNE GEÇİŞ VE DEĞİŞENLER ve ÇARE

Selim DÜNDAR

selimdundar38@gmail.com

Futbolda UEFA’nın finansal fair play ilkelerini sıkı uygulaması, dövizdeki artışlar takımları bu sezon alt yapılardaki oyuncularını görmeye itti. Örneğin Galatasaray’da Fatih Terim 7 genç takım oyuncusunu A takım ile kampa götürdü: Emirhan Civelek, Ozan Muhammed Kabak, Bekir Melih Gökçimen, Abdüssamed Karnuçu, Recep Gül, Atalay Babacan ve Yunus Akgün. Bu oyunculardan özellikle Ozan Kabak, Atalay Babacan ve Yunus Akgün’ün önemli yetenekler olduğu belirtiliyor. Aynı şekilde Beşiktaş ve Fenerbahçe’de alt yapıdan A takıma oyuncular aldılar. Fenerbahçe 1998 doğumlu Burak Albayrak,1999 doğumlu Mahsun Çapkan, 2001 doğumlu Muhammet  Albayrak’ı A takıma aldı. Ayrıca Altınordu’nun 18 yaşındaki kalecisi Berke Özer’i aldı. Beşiktaş 17 yaşındaki kaleci Ersin Destaoğlu, 19 yaşındaki stoper Alpay Çelebi ile birlikte Fatih Aksoy, Fatih Değirmenci, Muhammet Öztürk, Furkan Yılgın, Mustafa Apardı ve Yusuf Can Abay gibi oyuncuları A takıma almak için harekete geçti.

Kayserispor’da ise sadece 16 yaşındaki kaleci Doğan Alemdar’ı kampa götürdü. Son yıllarda alt yapıdan veya başka takımlardan oyuncu bulup çıkaran ve satan Kayserispor bu özelliğini yitirmişe benziyor. Geçmişte Mehmet Topuz ve Gökhan Ünal haricinde, Serdar Kesimal, Hasan Hüseyin Kaldırım, Nordin Ambrabat ve Okay Yokuşlu gibi oyuncuları ciddi miktarlara başka takımlara satmıştık. Ekonomik sıkıntılar nedeniyle artık bu paralara oyuncu satılamıyor belki. Ama Deniz Türüç haricinde de bu şekilde satabileceğimiz bir oyuncu çıkmadı.

Yabancı sınırlandırılmasının kalkması, geçmişte olmayan menajerlik sisteminin işin ana omurgası haline gelmesi ve diğer etkenlerle birlikte genç ve yetenekli olduğu halde pek çok oyuncunun piyasaya çıkamadan kaybolduğu bir ortam bulunuyor. Juventus’un Ronaldo’yu 117 milyon Euro’ya transferini Bayern München’in Efsane Başkanı Karl-Heinz Rummenigge şu şekilde yorumladı: “33 yaşına gelmiş bir oyuncuya 117 milyon Euro ödenmez. Bu önemli bir pazarlama başarısıdır.” şeklinde yorumladı. Futbolda teknik adamlar, futbolcular artık eskisi gibi yetenek ve başarılarına göre iş bulmuyorlar. Birileri, birilerini arıyorlar, referanslar yolu ile pek çok iş hallediliyor. Bürokrasi de aynı mantık ile ortaya çıkan dini ve ideolojik gruplar, millette bir paydaları olmamasına rağmen pek çok yerde ‘kendi adamlarını getirme kaygısı’ ile liyakatı tamamen içi boş bir nitelik haline getirdiler. Adamın, cv’si dolu ama iş yapma kapasitesi sıfır. Aynı hatalar spora da yansıdı. Sporu bilmeyenler, kulüp yöneticiliği yapıyorlar. Yakınlar ise bir yerlerde menajerlik, sportif direktörlük vs. yapıyor. Öyle olunca, ortaya ‘yetenekli’ diye afişe edilen pek çok oyuncunun ‘fos’ çıktığı, asıl yetenekli olanların ise hiç piyasaya çıkamadığı bir düzen oluşuyor.

Eskiden ne menajerlik ve bu gibi aracılar bu kadar işin içindeydi. Ne de işin içindekiler bu kadar paraya ve başarıya endeksli idi. Ayrıca benim daha önce yazdığım bir yazıda vurguladığım gibi asıl A takım maçlarından önce her iki takımın PAF takımları maç yaparlardı. PAF yani ‘Profesyonel Altı Futbol Takımları”. Bu yüzden müsabakaya seyirciler PAF maçını da izleriz diye daha erken gelirlerdi. Ben bu durumu yazımda şu şekilde vurgulamıştım.

“Asıl müsabakadan önce ‘dolu tribünler’ önünde oynanan PAF maçları, o genç oyuncular için ne büyük bir motivasyon oluyormuş. Üstelik şimdi sorsanız genç takım oyuncularını çoğu bilmez. O zaman herkes izlediği için PAF oyuncuları da bilinirdi. Dolayısıyla kamuoyunun ortak görüşü ile kimlerin yetenekli ve A takıma çıkabilecek meziyette olduğu tespit edilebilirdi. Kulaktan kulağa iyi oyuncular daha PAF takımda isim yapardı. Benim PAF’tan hatırladığım en eski oyuncu Tuğrul’dur (1963 doğumlu Tuğrul Yaralı). Daha sonra İsmail Doğan ve Seyit Cem Ünsal’ları hatırlıyorum. Ardından Kemal Dulda, Erdinç Yavuz’lar..  O dönemde oyuncu daha PAF’ta oynarken meşhur olurdu. 18-19 yaşında bir oyuncu için ne güzel bir his bu.”

Benim 6 ay önce yazdığım bu husus, çok da dikkate gelmedi. Ancak aynı hususu eski Gençlik ve Spor Genel Müdürü ve 1984-1986 arasında Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı yapmış, futbolu özerkleştiren isim olarak bilinen Kemal Ulusu geçenlerde benim daha önce vurguladığım ayrıntı gözüken detayı nasıl vurgulamış:

“Bakın artık ligler başlıyor. 2. sınıf futbolcuların peşinden taraftara şirin gözükmek adına koşuyorlar. Ama ne kadar güzel genç futbolcu kardeşlerimiz geliyor. Mesela ben Beşiktaşlı Umut Nayir’den ümitliyim. Umut gibi Beşiktaş’ta öyle futbolcular var ki ama bu gençlerin önü açılmıyor. TFF’ye çok önemli bir tavsiyem olacak. Bizim zamanımızda genç takımlar A takımdan evvel oynardı ve o zamanlar sahalar 2 maç oynamaya müsait değildi. Ona rağmen oynarlardı, ben o zamanlar Beşiktaş’ın altyapı sorumlusuydum. Bizim Rıza’mız, Ziya’mız, Fikret’imiz seyircinin baskısıyla A takımda oynamaya başladılar. Metin, Ali, Feyyaz ortaya çıktı… Rıza 17 yaşında A takıma girdi. Genç takımı seyretmek adına binlerce seyirci gelirdi. Futbolcuya güç ve moral gelirdi ve çok daha iyi performans gösterirlerdi. Şimdi bunu niye yapmıyorlar, sahalarımız pırıl pırıl. Çıkarın bu gençleri, seyirci görsün, taraftar görsün, hocalar görsün… Bizim bir Trabzonspor-Beşiktaş maçı olurdu, 40 bin kişi seyrederdi. TFF’nin bu heyecanı yeniden yaratması lazım.”

İşin içine başka etkenleri soktuk ve bu kadar belirleyici yaptık. Bari futbol kamuoyu, A takım maçlarından önce genç takım maçlarını yine izleyebilsin. Emin olun, nasıl ki ‘millet, her zaman, daima sağduyu ile doğruyu görür.”; futbol seyircisi de bir şekilde yetenekli oyuncuların ön plana çıkmasını sağlar. Kimse saha bozuluyor vs. demesin. Arada bir saat bir boşluk bırakılır. Saha yeniden hazırlanır.  

Simon Kuper’in 1994 yılında dediği gibi “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir!”. Bu doğru. Ancak futbol herşeyde öte esas olarak da futboldur. Futbolun özünü yeniden bulması sağlanacak ise bu yeniden genç oyuncuları amatörlük ruhunu kaybetmeden bu işin içine tam sokmakla ama adil bir yarış içinde bunu sağlamakla mümkün olacak. Aksi takdirde, nasıl ki üretime dönük olmayan her ekonomik politika eninde sonunda tıkanıyor ve yine rantçıların kazandığı, milletin kaybettiği bir düzen ortaya çıkıyor. Genç futbolcuların amatör ruhlarıyla yer almadığı bir futbol da; bahis şirketlerinin, kara paranın esiri haline getirdiği ve iş bilmez yöneticilerin reklamını yaptığı, git gide seyirsizleştiren ve müsabakada maçı akıllı telefon ekranından izleyen bir kitlenin hakim olduğu bir olguya dönüşür. Krizden kurtulmanın anahtarı, sistemli oyuncu tarama sistemleri kurmak, araştırmak ve genç/yetenekli oyuncuların sistematik şekilde A takıma kazandırıldığı bir yapı kurmaktan geçmektedir. Önümüzdeki on yılda bunu yapabilen takımlar, üst liglerde yer almayı başaracak, bunu yapamayan takımlar ise bugün amatör kümeye düşen Erciyesspor, Mersin İdman Yurdu gibi takımların akıbetini yaşayacaklardır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here