Ana Sayfa Köşe Yazısı Oyuncu Değişiklikleri, Oyun Değişiklikleri ve Numaralar-Selim Dündar

Oyuncu Değişiklikleri, Oyun Değişiklikleri ve Numaralar-Selim Dündar

Paylaş

 

Futbol’da günümüzde üç oyuncu değişikliğine izin veriliyor. Üç oyuncu, onbir oyuncunun % 27’si demek. Son yıllarda her bir oyuncunun yaklaşık 10 km koşup, toplamda her bir maçta takımların toplamda 100-120 km koştuğu bir dönemdeyiz.  Geçmişte koşu mesafeleri neydi bilmiyoruz ama takımların eskiden günümüzdeki gibi günde iki değil, haftada iki-üç antrenman yaptıkları bilinmeyen bir şey değil. Oyuncu değişiklikleri bir yandan takımların yüksek tempolu oyununa katkı sağlıyor bir yandan da artık teknik direktörler oyun üzerinde daha etkili olabiliyor.

 

Geçmişte futbolda oyuncu değişikliğine izin verilmiyordu. Düşünsenize kenardan maçı izleyen teknik adamın tribündeki seyirciden maç esnasında hiçbir farkı kalmıyor. Bu dönemlerde takımlarda bir oyuncu sakatlanırsa, oyuncu değişikliği olmadığı için o takım eksik oynamak durumunda kalıyordu. Dolayısıyla bu dönemlerde ‘yedek oyuncu’ diye de bir kavram en azından maç esnasında yoktu. 1958 yılında bir oyuncu değişikliğine izin verilmiş. Bu dönem kaleci sakatlanırsa bir de kaleci değişikliğine izin verilmeye başlanmış. 1988 yılında iki oyuncu değişikliğine izin verilmiş. 1993 yılında iki oyuncu bir de kaleci değişikliğine izin verildi. 1995 yılından bu yana da üç oyuncu değişikliğine izin veriliyor. Uluslararası Futbol Birliği Kurulu (IFAB) yaptığı toplantılarda futbolda oyuncu değiştirme sayısını artırmaya karar verdi. Gelecek sezon muhtemelen dört oyuncu değişikliğine izin verilecek. En önemli amaç oyuncu sağlığını korumak, takımların eksik oynamalarının önüne geçmek. Ama bu kadar fazla oyuncu değişikliği aynı zamanda teknik adamların yükünü de ağırlaştıracak. Teknik adam sürekli uyanık olacak ve strateji üretecek. Futbol, yavaş yavaş basketbola dönecek…

 

Oyuncu değişiklikleri oyun devam ederken teknik adamın oyuna etki etmesinin en önemli yolu. Bu yüzden maç devam ederken, teknik adamın dalmaması, oyunun çok içine girmeden oyunu uzaktan da görüp gerekli müdahaleleri yapabilmesi çok önemli. Son yıllarda Şenol Güneş’in oyuncu değişiklikleri öne çıkıyor. Aldığı oyuncular genelde oyuna etki ediyor. Dünya futbol tarihinde oyuncu değişikliklerinin öne çıktığı çok sayıda maç oldu.

 

Bu hafta oynanan maçlarda ikisinin de örneği vardı. Birinde şampiyonluğun iddialı takımlarından Başakşehir, Akhisar deplasmanında soyunma odasına 1-0 mağlup gidiyor. İkinci yarıya Abdullah Avcı stoper Manuel Cosa’yı çıkartıp, İrfan Can Kahveci ile başlıyor. İlk yarı daha üstün oynayan Akhisar iken, ikinci yarı oyun üstünlüğünü Başakşehir alıyor ve maçı da 2-1 kazanıyor. Galatasaray-Trabzon maçında ise ilk yarı Galatasaray tamamen oyunun hakimi idi. İkinci yarı ise oyuna iyi başlayan Trabzonspordu. Sağlı sollu ataklarla Galatasaray bunalmaya başlamıştı. Ancak imdada Rıza Çalımbay yetişti. Böyle anlarda rakip takım oyunun temposunu yavaşlatmak için oyuncu değiştirir. Ancak burada Trabzon’un teknik direktörü oyuncu değiştirdi. Hem de ne oyuncu değişikliği. Senin takımın zaten oyunun hakimi, üst üste pozisyon buluyor, her an golü atabilir. Sen ne diye oyuncu değiştirirsin? Hem de defanstan birini çıkartıp, Okay’ı o bölgeye çekip, iyi oynayan tüm takımın ayarını bozuyorsun. Nitekim bu oyuncu değişikliğinden sonra Galatasaray oyunda dengeyi sağladı ve sonra da Okay’ın hatasından ikinci golü bulup rahatladı.

 

Oyuncu değişikliklerinin tüyosu ‘ezbere hareket etmemek’. Oyunu süzüp, akışa göre müdahale etmek. Bir de teknik direktörler Aynştay olmaya soyunmamalı. Ne onbiri yaparken, ne oyuncu değiştirirken. Yani işi abartmamalı. Yoksa şöyle oluyor: “ben oyuna öyle bir müdahale edeyim ki, bu değişikliği kimse beklemesin ama maçı kazandırıp kahraman olayım”. Tabi sonuç hüsran oluyor. Aklı selimi yitirmemek, nabzı kontrol etmek her meslekte önemli…Keşke oyuncu değişikliği bürokraside de bu kadar kolay ve mümkün olabilse. Günümüz Türk idari yönetiminin temel eksiklerinden biri seçimle gelen yürütmenin (siyasetin) bürokrasi üzerinde bu kadar rahat değişiklik yapamamaları var…

Tekrar Akhisar-Başakşehir maçına dönelim…

 

Başakşehir’in maçı 2-1 kazanmasının tek nedeni oyuncu değişikliği ve oyun değil. Hakem Yaşar Kemal Uğurlu’nun da maça etkisi çok oldu. Emre Belözoğlu ve Arda Turan’ın kırmızı kart ile oyundan atılması gerekirken, Hakem Yaşar Kemal Uğurlu basiretsizlik gösteriyor. Özellikle ilk yarıda Emre Belözoğlu’nun hakemi adeta çocuk gibi azarlaması ve hakemin hiçbirşey yap(a)maması çok garipti. Aynı Hakem ikinci yarıda Başakşehir’in ikinci golünde dışarı çıkan topu görmedi! ve ilk yarıdaki Emre’nin bağırmalarına ses çıkartmazken, Akhisarlı oyuncu Lopez’in itirazında direkt kırmızı kartı çıkartıverdi. Ligin artık son haftalarına girilirken, bu tarz yönetimler şaibe getirir. Hatırlarsanız Kayseri’de oynanan Kayserispor Başakşehir maçında Adebayor topu eliyle almış ancak maç sonunda ne Adebayor  ne de Abdullah Avcı pozisyonu kabul etmemişlerdi. Ancak Abdullah Avcı yine sus pus…üç puanı cebimize koymak önemliydi dedi. yani ‘cebine koy da nasıl koyarsan koy’…

 

Bir de oyuncu ve oyun değişikliklerinin hiçbir etki etmediği maçlar var…Kayserispor-Fenerbahçe maçında olduğu gibi…Bazı teknik adamlardaki ‘üçlü savunma’ takıntısını anlamak mümkün değil. Galatasaray’ın eski teknik direktörü İgor Tudor da sık sık üçlü savunma deniyordu. Bu konuyla ilgili uzun bir de yazı yazmıştım, elbette futbolda ‘üçlü savunma demode oldu’ demek mümkün değil. Zaman zaman iyi takımlarda üçlü savunmayı oynuyor…Ama dikkat edin, iyi takımlar bunu başarıyla uyguluyor. Sumudica, maçtan önce “üçlü savunma benim tercihim, tüm sorumluluk bende” demişti. İlginç ve üzücü bir son oldu.

Marius Sumudica

5-0 yenik ayrılmaktan çok maç boyu doğru dürüst pozisyonumuz yok. İlk yarı isabetli şutumuz yok, ikinci yarı bir tane isabetli şutumuz var. Her oyuncu değişikliğinden sonra oyunu da değiştirdik ama maça hiçbir etki etmedi. Futbolda sistem ve oyuncular önemli ancak asıl önemli olan takım havası, morali ve genel takım anlayışı. Maalesef, takım iyi giderken Sumudica’nın kendini çok öne çıkartması, takım kötü sonuç alınca doğrudan oyunculara basının önünde yüklenmesi, gerekirse ‘genç takımla çıkarım”, “ben inandım, onlar inanmıyor” gibi söylemler oyuncu ile teknik adam arasındaki güven ilişkisini zedeler. Kayserispor’da en önemli sorun bu gözüküyor. Ayrıca oyuncu, teknik direktöre “hocam üçlü oynamayalım” diyemez ama oyun içindeki rahatlığı ve isteği hangi sistemi istediklerini gösterir. Kayserispor üçlü savunma ile oynadıkları hiçbir maçta istekli ve iyi oynamadı. Güray Vural’ı normal maçlarda sol bek oynatması gerekirken oynatmayan Sumudica bu kadar eksiğin olduğu bir takımda Erkan Kaş ve Atilla Turan’ı yedek bırakıp sol bekte Güray Vural ile başlıyor. Fenerbahçe’ye karşı böyle bir tertip ile başlamak büyük risk ve yanlıştı.

 

Kaleci konusuna gelirsek kalecilikte ilk profesyonel maçın diğer mevkilerden daha önemlidir. Dünyaya damga vurmuş en önemli kaleciler Lev Yashin, Gianluigi Buffon, Manuel Neuer, Iker Casillas hepsinin ilk maçları hep güzel olmuş. İker Casillas 19 yaşında Şampiyonlar Ligi finalinde forma giyiyor. 20 yaş artık bir oyuncu için erken değil. Ama maalesef bizim teknik adamlarımız genç oyunculara güvenmiyor, onları önceden maçlara hazırlayamıyor.

Vedat Karakuş

Kaleci Vedat Karakuş, iyi fiziği olan, 20 yaşında genç bir kaleci. Kayserispor’a 2016 yılında Lüleburgaz’dan geldi. Fenerbahçe maçında yediği gollerde ciddi hataları var. Ama burada sadece kaleci mi hatalı? Üçüncü kaleciyi ligin 26 haftasında hazırlamışsan veya hazırlayamıyorsan hazır bir üçüncü kaleci transfer etmemişsen burada yönetimin ve teknik kadronun da hatası yok mu?  Ünlü Rus kaleci Lev Yashin şöyle diyor: “Bir kaleci yediği golden sonra nasıl üzüntü duymaz. İşkence ediliyormuşçasına acı çekmesi gerekir. Eğer sakin kalıyorsa bu onun sonu demektir. Geçmişinde ne yaptığının önemi yok, böyle adamların geleceği yok demektir!”

Şimdi bu gencecik Urfalı çocuğun acısını düşünebiliyor musunuz? Yazık değil mi? Vedat Karakuş’un kendini toparlaması için tüm takımın ve taraftarın desteği gerekiyor. Bu çocuk ama Kayserispor’da devam eder, ama başka takımda. Ama belli ki iyi bir kumaşı var. Bence yılmamalı ve azimle çalışmaya devam etmeli.

 

Senin kalecin, genç ve tecrübesiz ise takımın defansını da ona göre kurgulaman gerekmiyor mu?  Atilla Turan’ı tam da bu maçta oynatacaksın. Levent Gülen sağ bek, Atilla Turan sol bek oynayacak, göbekte de Kucher ve Kana Bıyık oynayıp, “aman ha ileri çıkmak yok” demen gerekmiyor mu Sumudica? Bu maçta en çok eksikliğini hissettiğimiz bir oyuncu da Stephan Badji oldu. Sezon başından beri takımın en iyi oyuncusu olan Badji’nin yokluğunda Şamil de bu dörtlü defansın önünde daha sabit kalmalıydı. Varela’yı da haftalardır hiç oynatmayıp, hazır hale getirmeyip bu maçta sahaya sürmek ne demek? Boldrin, onbirde başlamalıydı. Kayserispor’un yapması gereken, defansı sabit tutup, bulabileceği kadar pozisyon bulmaya razı bir anlayış ile oyun oynaması gerekiyordu. Koca maç  gol yiyen takım, pozisyon da bulamadı.

Fenerbahçe’de Aatif geldiği günden beri en iyi maçını oynadı. Defansta Neustadler ve Skrtel inanılmaz bir konstrasyon ile oynadılar ve hiç hata yapmadılar. Benim üzüldüğüm Aykut Kocaman bu taktik anlayışı ile hiçbir takımı 5-0 yenemezdi. Kırk yılda bir böyle bir skor olurdu. O da Kayserispor’a denk geldi.

 

Bazılarının da artık bu numaraları bırakması gerekiyor…Bir teknik direktör Kayserispor’a kendisini verip, bu takımda çalışmak istiyorsa devam etmeli…Ama artık gitmek istiyorsa, numara yapmaya gerek yok…Daha iyi teklifler olabilir…Normaldir… Açık açık gitmek istediğini söyleyip, sezon sonu gidebilir…Ama bu sezon bana göre bu şekilde bitirilmeli…Eksiklikler, hatalar oturulup konuşulmalı ve önümüzdeki sezonun rotası şimdiden çizilmelidir.

Selim Dündar

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here