Ana Sayfa Köşe Yazısı Metin Kurt Başbakan olmadı mı?- Selma Kara 01 Eylül 2012

Metin Kurt Başbakan olmadı mı?- Selma Kara 01 Eylül 2012

Paylaş

Selma Kara- Röportaj 1 Eylül 2012 tarihinde yapılmıştır.

 

Sahaların Kurt’u ve ‘Çizgi Metin’ lakaplı Metin Kurt, 1976 yılında Galatasaray’dan Kayserispor’a transfer olur. Aynı dönemde Galatasaray kulübünden başka oyuncular da Kayserispor’a transfer edilmişti ama hiçbiri Metin Kurt gibi karşılanmamıştı. Çünkü Metin Kurt, hem futboluyla göz doldurmuştu hem de sendikal hareketlerin içinde bulunması ve halka yakınlığı ile her zaman taraftarın sevgisini kazanmıştı. Kurt, her ne kadar ‘şehir efsanesi’ dese de, Kayseri’ye ilk geldiği gün taraftarlar, onun geldiği otobüsü beklemiş ve sevinçle havaya kaldırma girişiminde bulunmuştu. Böyle karşılanan Kurt, yerel gazetelere yazdığı yazılardan dolayı Kayserispor yönetimi tarafından 24 saat içerisinde şehirden gönderilmek istendi…

‘5’LER SAHAYA TURGAY HOCA İSTİFA!’

Kayseri’ye gelişiniz nasıl oldu?

Futbol emekçileri 1976 yılında bir ilki gerçekleştirdiler ve prim alacakları ödenmediği için Galatasaray’da antrenmanı boykot ettiler. Bütün futbolcular katıldı, bir tek Fatih (Terim) yoktu, o da izinliydi, Adana’daydı. Yönetimin tepkisi çok sert oldu ve direk olarak bu boykotu organize etmekle, elebaşı olmakla suçlayarak beni kadro dışı bıraktılar. Benimle birlikte 3-5 arkadaş daha kadro dışı bırakıldı. Ve ondan sonraki süreçte diğer arkadaşlarımız da bir bahaneyle kampa götürüldü. Çünkü biz gerçeği anlatmak için Cağaloğlu’nda basın açıklaması yapacaktık Yasin (Özdenak)’le. O arada 5 arkadaş dışında kalan futbolcuları fırsat bu fırsat kampa götürmüşler. Mücadeleyi 5 arkadaş olarak sürdürdük ve artık bir ölçüde kazanacak hale gelmiştik. Çünkü en son, Galatasaray Giresun’la oynadığı maçı sahada 3-1 kaybedince, tribünler, “5’ler sahaya Turgay Hoca istifa!” diye haykırmaya başlayınca Abdi İpekçi devreye giriyor ve kadro dışı kalan Yasin ve Büyük Mehmet’e özür diletiyor. Yasin’le Büyük Mehmet özür dileyince artık benim o takımda futbol oynama şansım kalmadı, çünkü diğer arkadaşlar zaten kampa gitmişlerdi, benimle birlikte olanlar da geri dönünce yalnızlaşma söz konusu oldu. Futbolu bırakayım mı, devam edeyim mi diye tereddütler içerisinde olduğum günlerdi. Bir gün kapım çalındı ve Şükrü Hoca (Ersoy) yanında Kebapçı Hilmi, bana Kayseri’de oynayıp oynayamayacağımı sormaya gelmişler. Ben de kendilerine dedim ki, “Galatasaray’dan ayrılmayı düşünmüyorum, bu mücadeleyi sürdüreceğim, gerekirse futbolu bırakacağım ama size bazı futbolcular önerebilirim.” Daha evvel zaten Yılmaz adında bir arkadaşımız Kayseri’ye gitmişti, Mustafa ile Enver’i de kendilerine önerdim. Onlar da büyük bir mutlulukla onları transfer ettiler. Ben de olay kapandı diye düşünüyordum, ondan 1 ay sonra falan, tekrar aradılar beni, arayan da benimle birlikte kadro dışı kalan Enver’di. Dedi ki, “Bak biz Kayseri’ye geldik, sen de buraya geleceksin.” Ben de, “Yöneticiler gelsin de görüşelim” dedim. Ondan sonra Kebapçı Hilmi geldi ve Kayseri maceramız başladı.

‘ŞEREF TRİBÜNÜNDE OYNAMAK İSTEMEZDİM’

Galatasaray’dan bir Anadolu takımına gelmek bir burukluk yarattı mı sizde?

Zaten ben işin ün tarafında değildim. Futbolu severek oynayan da bir insan değildim, ailemin paraya ihtiyacı vardı. Çünkü biz 7 kardeşiz ve babamı çok genç yaşta kaybettik. Ondan sonra İsmail Abim, büyük abim futbol oynamaya başladı Galatasaray’da, bizi İstanbul’a getirdi. Ama artık futbolu bırakma noktasına gelmişti.Ve aileden mutlaka birinin geçmesi gerekiyordu o da ben oldum.

Kayseri’de nasıl karşılandınız ilk geldiğiniz zaman, diğer gelenlere göre çok daha ünlüydünüz?

Tabii, sonuç olarak, 6 yıl Galatasaray’da oynamış, Galatasaray’a zaten A Milli Takım futbolcusu olarak gelmiştim ben ve 3 yıl üst üste şampiyon olmuştuk. O dönemin sayılı futbolcularından biriydim. Tabi Kayserili beni çok iyi karşıladı. Hatta, “Sahalarda bir Kurt” falan diye nostaljik şeyler de olmuştu.  

İlk geldiğiniz gün taraftarların, geldiğiniz otobüsü kaldırdığına dair söylentiler var.

Yok, o bir şehir efsanesi. Kayseri halkıyla kısa sürede paylaştık, onlar da gördü ki, ben tam onlar gibi biriyim: Antrenmandan çıkıyorum eve gidiyorum, evden çıkıyorum antrenmana gidiyorum… Kısa sürede Kayseri halkının bayağı bir sevgisini kazandım. Hatta Ülker gazetesinde, ‘Profesyonelin Gözüyle’ diye yazılar yazdım. Ben yöneticilerin oturduğu tarafta oynamazdım, bir devre sağda bir devre solda oynardım. Derlerdi ki, “Bu ne kadar halkçı bir adam şeref tribünü önünde oynamıyor.” Halbuki yöneticilerin seslerini duymak istemediğim için açık tarafta oynamayı tercih ederdim.  

Yöneticiler kimlerdi?

Osman Erköse, Üveyiz Molu, en önemlisi de Kebapçı Hilmi.  

Kebapçı Hilmi ile aranız iyiydi herhalde?

Kavga ettiğim kişilerle bile iyiydi aram. Futbolu bırakmaya karar verdiğim zaman Erköse bana dedi ki, “İstersen futbol oyna, istersen oynama, seni kulübün başına getirelim, benim danışmanım olarak kal.” Reddettim, çünkü kendimi daha önceden bir davaya adamıştım, o da sporda devrim mücadelesiydi.

‘MADEN-İŞ İÇİN HALKTAN PARA TOPLADIM’

Kayseri’de Maden-İş’in MESS (Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası)’e karşı grevi vardı, orada Maden-İş’e destek oldum, Maden-İş için çalıştım ve hatta onlar için halktan para da topladım.  

Ne kadar sürdü ?

2 yıl falan. Çalışmak denmez buna, sendikaya destek veriyordum. Hatta ilginçtir, emeklilik için müracaat ettiğimde orada beni sigortalı gösterdiklerini öğrendim, aynı zaman da kulüp sigortalı göstermiş. Tabi geçerli olmadı ama orada da sigortalı göstermişler.  

Kayseri’de toplam ne kadar kaldınız?

2 yıl kaldım, ailemi de götürdüm oraya.

‘YÖNETİM 24 SAAT İÇİNDE ŞEHRİ TERK ETMEMİ İSTEDİ’

2 yıl sonra futbolu bırakmaya nasıl karar verdiniz?

Bu alanda mücadele vermem gerektiğini düşündüm. Çünkü orada da başımdan bir sürü olay geçti. Kadro dışı bırakıldım, hatta şehirden uzaklaştırılma yönünde karar alındı benim için. Yerel gazetelere yazı yazmamdan dolayı bana ceza verdiler, hatta daha da ileriye giderek, 24 saat içinde şehri terk etmem söylendi yönetim tarafından.

Sonra nasıl düzelttiniz?

Halk imza kampanyaları başlattı. Hatta bir ara, her şeyin sonu geldiğini falan zannettim, oranın ünlü kabadayıları falan da bana destek olmaya başladılar. Af denen olayı kesinlikle kabul etmiyordum ben, çünkü bir suç işlemedim ki affedileyim; cezamın kaldırılmasını istiyordum. Hatta Osman Erköse, “Metin Kurt’un Kayseri’deki işi bitmiştir, sezon sonunda kendisini 10 liraya satışa çıkartacağım, alan olursa da üstüne para vereceğim” diye açıklama yaptı.

Ama kişisel olarak Osman Erköse ile aranız iyi?

Tabii canım, sonradan ben teknik direktör olarak da geldim Kayseri’ye.

TARAFTARLAR İMZA KAMPANYASI BAŞLATTI

Kayserispor’a gelirken aldığınız transfer ücreti ne kadardı?

O, tarihte kaldı. Bu açıklama karşısında benim de verdiğim cevap şu: “Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım ve Kayseri’yi çok sevdim. Sözleşmem bitinceye kadar da Kayseri’de kalacağım. İsterlerse oynatırlar, isterlerse oynatmazlar. Ben 3-5 yöneticiyle değil, Kayserispor’la sözleşme imzaladım. ” Ve Kayseri’de imza kampanyaları oluştu.

Ne kadar sürdü kampanya?

1 ay sürdü. Burada önemli olan konu şu, Osman Erköse bu sefer açıklama yapmak zorunda kaldı. Açıklamasında da, “Kayserispor Kayseri halkının takımıdır, Metin Kurt da Kayserispor’un futbolcusudur, kendisini futbola davet ediyorum” dedi. Ben ondan sonra tekrar oynamaya başladım ve ondan sonra çok ilginç bir gelişme oldu, Kayserispor İstanbul’da Galatasaray’la karşılaştı.

Galatasaray’a karşı oynadığınızda neler oldu?

Ben İstanbul tribününün beni nasıl karşılayacağı konusunda bayağı endişeliydim, başka bir formayla beni nasıl göreceklerini çok düşündüm. Fakat inanılmaz bir şey oldu, bütün stat beni çağırıyordu sahaya çıktığımda. Ve o Galatasaray’ı İstanbul’da 1-0 yendik. Sonra da Kayseri’de 0-0 berabere kalıp Galatasaray’ı Türkiye kupasından eledik. Çoğu insan sordu o zaman; intikamını aldın mı diye. Ama ne intikamı. Ben futbolcuyum sonuç olarak. Ve İstanbul seyircisiyle jübile yapmayı düşünmediğim ve jübileyi modern dilencilik kabul ettiğim için, jübile yapmadım. Ama bir açıdan o maçta jübile yapmış oldum.


‘SPOR YASASI ÇIKMADAN OLMAZ’

Galatasaray’dan geri adım atmak gibi bir durum söz konusu oldu mu?

Dediğim gibi, benim Galatasaray’da da kimseyle kişisel sorunum olmamıştır. Daha sonra şöyle bir durum oldu. İngiliz Teknik Adam Brian Birch ikinci kez 1980 yılında Türkiye’ye geldi. Türkiye’ye gelir gelmez havaalanında gazete vermişler kendisine ve Birch, gazeteyi birinci sayfadan okumaya başlamış. Demişler ki “Hoca spor sayfası bizde arkada olur.” O da, “Ben Metin Kurt’u arıyorum, daha başbakan olmadı mı?” O beni çağırdı. Ben de kendisine, yabancı antrenörlerin kulüplerde çalışmasına karşı olduğumu söyledim. “Ben federasyon başkanı olsam sizi eğitim dairesinin başına geçiririm, bizim antrenörleri eğit diye. Ama arkadaş olarak senle bundan sonra devam edebiliriz.” Böyle bir şey geldi, ama tabi kabul etmem mümkün değildi ve kabul etmedim.  

Hâlâ karşı mısınız yabancı antrenörlere?

Cari açık meselesi sporda da var. Biz tüketen bir toplumuz, bu sporda da böyle. Bizim ülkemizin gelişmesi şuna bağlı, ihracat mı yapıyoruz, ithalat mı yapıyoruz. İhracat yaptığımızı söyleyemeyiz herhalde, boş ithalat var, tüketim var. Mesela Türkiye’den Almanya’ya gitmiş nüfus 5 milyona yakındır herhalde. Bu 5 milyona yakın ailenin genç çocuklarının birçoğu bugün Avrupa’nın en üst düzeyinde kulüplerde futbol oynuyorlar. Real Madrid’de bile oynayanları var. Ama Türkiye’nin 75 milyon nüfusundan bir tanesi Türkiye’de eğitim almış değil, Türkiye’de 1. ve 2. Lig’de oynayan futbolcuların çoğunluğu orada eğitim almış. Önemli olan konu şu: Bu sistemde yabancıların buraya getirilmesi batakhaneyi parfümlemek. Ama batakhaneyi kurutmanın yolu aslında yeni bir düzenlemeden geçmeli. Bu da yasal olarak bu düzenlemenin baştan yapılması anlamına geliyor… Çünkü, Türkiye’de spor ve futbol amatörlük üzerine inşa edilmiş ama meslek olarak benimsenmiş değil. Oysa ki günümüzde spor ve özellikle de futbol, artık bir meslek. Burada önemli olan konu şu: Bugün spor ve futbol tüketim modelinden üretici modele geçmek zorundadır. Bunun da tek yolu Spor Yasası’nın çıkmasıdır. Bugün devasa bir spor sektörü var, bu sektörde düzenden soyutlanacak bir özel alan olmadığı gerçek. Yani düzenin bütün pisliklerini spor da taşıyor. Şikeden bunu görüyoruz. Mafya, olmaz olur mu böylesine paraların döndürüldüğü, takla attırıldığı bir ortamda? İşte yabancılar konusuna o yüzden karşıyım diyorum. Çünkü bataklığı tespit edip kurutmak için mücadele edilmeli, parfümlemek için değil…


TEMİZİM DİYEN YALAN SÖYLÜYOR

Çok para kazanma şansınız varmış, bunu tepmişsiniz, üstelik de bir yükümlülüğünüz varken bunu yapmışsınız. Bunu nasıl göze aldınız?

İlk mücadeleyi aileyi kurtarmak için verdim. Hatta bu ortamdakilerin iğrenç yüzlerini daha ilk yıldızlaştığım noktada gördüm. Cumhurbaşkanlığı maçı öncesi Altay’da oynuyordum o dönemde. Soyunma odasındayım ve çok heyecanlıydım. Bana “Heyecan hapı ister misin?” dediler. Ben “Heyecan hapı var mı?” dedim. Aldım ama heyecanım geçmedi. Bir tane daha verdiler. İki heyecan hapı aldım ben çıktım sahaya, tabi rakip takımı darmadağın ettik. Ve o gece PTT kulübüne transfer oldum ben Ankara’da. Burada önemli olan konu şu: Spor ortamında bulunup da bu ortamın temiz olduğunu söyleyen insanlar yalan söylüyordur. Ben bulaşmadım diyebilirler. 

Ama yine de ünü ve parayı elinizin tersiyle itmişsiniz.

Biz zaten aile kökeni olarak parayı önemseyen insanlar değiliz, para bizim için bir araçtır. Öyle kazanmışız, kaybetmişiz bunlar da önemli değil. Biz insanlığımızı kaybetmediğimiz müddetçe sorun yok.  Huzurlu ve onurlu bir geçmişim var benim taşıdığım. Ve Metin Kurt’u taşımak bana büyük bir mutluluk veriyor.


MÜCADELEYİ BIRAKMADI

Kayseri’den ayrılırken taraftarın tepkisi ne oldu?

Mukavelem bitmişti sonuçta. Ama kendiliğimden gittim ben, çoğunun haberi bile olmadı. Sonraki dönemde oradaki yöneticilerle iş anlamında irtibatım da olmadı. Zaten benim kulüpte öyle bir irtibatım yoktu. Daha sonraki süreçte 78’de Politika gazetesinin spor sayfasını yönetmeye başladım. Ondan sonra Amatör Sporcular Derneği çalışmalarına hız verdim, bu 80’e kadar sürdü. 12 Eylül olmasaydı, zaten o gün Ankara’daydım ben, Amatör Sporcular Derneği’ni, Tüm Sporcular Derneği’ne dönüştürüp sendikalaştıracaktık. 12 Eylül bu girişimimizi erteleyince, bu sefer ben ilk oynadığım amatör kulübün, Beyoğlu Yeni Çarşı’nın başkanlığını aldım, ondan sonra da Sportmence adında aylık bir dergi çıkardım. Yine mücadele devam etti ama orada da tıkandı olay. Sonuç olarak medyada finansman meselesi söz konusu. Benim sağladığım finansman da ancak 10 sayı götürebildi dergiyi. O sırada sırf amatörlerden kurulu bir takımla, Yedikule’de ikinci profesyonel ligle mücadele etme girişimim oldu. 2 puanlı sistemde 3 maçta sırf amatörlerden kurulmuş takımın 5 puanı vardı. Bu sefer takım böyle başarılı görününce, takımı devraldığım kişilerle çelişkiye düşmeye başladık, çünkü onlar söz sahibi olmak istiyorlardı. Hatta 50 milyon da tazminatım vardı aslında. Ondan sonra anladım ki, bu alanda sistem değişmediği müddetçe bireysel mücadelelerle bu işi bir yere vardıramayacağız. O yüzden, bu sefer tekrar, yine bu işin teorik yapısını gerçek anlamda ortaya koymak için teorik çalışmalara devam ettim. O sırada Evrensel gazetesinin spor müdürüydüm. 90’lı yılların sonuydu. Yavaş yavaş spor gerçeğini de çözmeye başladım. Biz de yanlış düşünüyorduk, biz de sporu amatör ve profesyonel spor diye ayırıyorduk ve spor amatör yapılmalı diyorduk. Ama tek bir spor var; düzenin sporu ve spor emekçileri. İşte bu noktaya geldiğimiz zaman bu sefer yeni baştan sendikalaşma girişiminde bulunduk. Devrimci Spor Emekçileri Sendikası’nı kurduk. Geçmişten gelen mücadelenin sentezidir aslında ve dört temel ilkesi vardır. Çocuklar oynayacak, sporcular korunacak, düzenin sporu sorgulanacak ve en önemlisi de alternatif alanlar yaratılacak.  

Sadece futbol değil yani.

O bir yanılsama. Günümüzde spor bir oyun değil artık, sporcular da artık oyuncu değiller. Spora damgasını vuran burjuva rekabet ideolojisi sporu metalaştırmış, sporcuları da doğal işçi yapmıştır. Ama bu yasal zeminde yok. Özel Spor Yasası çıkması gerekirken, onun yerine İş Kanunu’nda, ‘sporculara uygulanmaz’ maddesi var. İş kolu olarak bile kabul edilmiş değil, bu kadar paraların döndüğü bir alan üstelik.

TABANDAN GELİYORUZ

Futbolcular sizin bu mücadelenize nasıl bakıyorlar, özellikle ünlü olanlar?

Amatör Sporcular Derneği örgütlenmesine biz tabanda başlamıştık. Ama en son dönemde bizim İstanbulspor Başkanımız Galatasaray kalecisi Eser idi. Beşiktaş Sorumlumuz Mehmet Ekşi ile Kaptan Necdet idi. Fenerbahçe Sorumlumuz Önder idi. Trabzon Sorumlumuz Şenol Güneş’di. Türkiye’de futbolculara karşı ön yargılar çok güçlü. Sanılıyor ki Türkiye’de tek spor dalı futbol ve futbol deyince de, 200-300’ü geçmeyecek yıldızlar akla geliyor. Oysa ki bu sektör devasa bir sektör. Burada sadece 15-20 bin tane antrenör var. Bütün sporcular benim için aynıdır. Ama bunlar hep göstermelik olarak çalışıyor ve kullanılıyor, içlerinden bazıları da yıldız yapılıyor. Bizim sendikanın adı futbol sendikası değil, Devrimci Spor Emekçileri Sendikası. Tabandan tavana doğru bütün sporcularla mücadele veriyoruz biz.

Selma Kara

01 Eylül 2012
Kayseri Anadolu Gazetesi

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here