Ana Sayfa Köşe Yazısı Ligin İlk Maçı ve Ekonomik Kriz Yorumları-Selim Dündar

Ligin İlk Maçı ve Ekonomik Kriz Yorumları-Selim Dündar

 

Bu hafta lig başladı ancak kimsenin aklında lig yok. Herkes dövizin inanılmaz artışına odaklanmış durumda. Döviz artışından en çok etkilenen sektörlerden biri de futbol olacak. Yabancı sınırlandırılmasının kaldırıldığı 2015-2016 sezonundan itibaren, kulüpler Türk oyuncuların maliyetlerinden kaçayım derken dolar ve Euro ile yüksek miktarlarda borçlara girdiler. Böylece de yağmurdan kaçarken doluya yakalanmış oldular.

Üç büyük kulübümüzün de bütçelerindeki açık 100 milyon  Euro’yu geçmiş durumda. Geçmişte bonservisin olduğu dönemlerde, oyuncu maliyetleri yine yüksek olurdu ancak bir oyuncu günümüzdeki kadar yüksek ücretler almazdı. Bana bir oyuncunun 3-5 milyon Euro senelik ücret alması hiçbir zaman normal gelmedi. Oyuncu ne yapıyor da, o kadar parayı hak ediyor? Başakşehir, 31 yaşındaki bitmiş Arda’ya senelik 4 milyon Euro vermeyi kabul etmişti. Hani diyorlar ya, iyi bir aile ortamı, severek geldim vs. Bu parayı Başakşehir vermese acaba Arda’ya kim verebilirdi bu parayı? İş, tamamen ekonomik yani. Galatasaray’da Gomiz’in yıllık ücreti 3,5 milyon Euro ayrıca 200.000 dolar şampiyonluk bonusu var. Beşiktaş’ın elden çıkarmak istediği 33 yaşındaki İspanyol oyuncu Alvaro Negredo’nun yıllık ücreti 4,5 milyon Avro. Yine 33 yaşındaki Fenerbahçe’nin gûya golcüsü Roberto Soldado’nun yıllık ücreti 3 milyon Avro. Konyaspor’un kaç yaşında olduğu dahi net olmayan Antalyaspor’un kurtulmak için çabaladığı bir dönemde, üstelik Jahovic’i de almışken tuhaf bir şekilde, 2,5 yıllığına aldığı Eto’nun 2,5 yıllık ücreti 5 milyon Avro idi. Konyaspor sanki bu senenin başında Eto’yu alan kendi değilmiş gibi, lig bitince Eto’yu göndermek için 1 milyon Euro vermeyi kabul etti. Kulüplerin akıl ile hareket etmedikleri ortada. Bu oyuncuların hiçbiri bu paraları etmez. Bu paralara, ne güzel alt yapı tesisleri kurulur. İnsan, bu mantıksızlıklara akıl sır erdiremiyor.

Şimdi Euro son iki haftada % 41 artış gösterdi ve 5,5’ten 8 lira düzeyine yükseldi. Dolar 4,7’lerden 7 lira düzeyine geldi. Paramızdan altı sıfır atılmadan öne 2004 yılında 1 dolar 1,3 milyon; 1 Euro ise 1,8 milyon civarlarındaydı. Altı sıfırı atınca 1 dolar, 1,3 lira, 1 euro ise 1,8 lira’ya eşitlenmişti. Şimdi dolar liranın yedi, euro sekiz misli yeniden oldu. Peki neden döviz bu kadar hızlı bir artış gösteriyor?

Türkiye son onbeş yılda her yıl ortalama % 5-6 büyüme gösterdi. Kişi başına milli gelir 2003’te 3.500 dolar iken, 2018 yılında bu rakam 10.000 doları aştı. Evet yaklaşık 500.milyar dolar dış borcumuz var ancak burada iki husus önemli. Milli Gelirimiz 900 milyar dolar. Ayrıca bu dış borcun üçte ikisini özel sektör borçları oluşturuyor. Kamu borcu milli gelirin % 20’si düzeyinde ki, bu rakam pek çok ülkeye göre çok daha iyi düzeyde. ABD”nin toplam borcu 20 trilyon dolar. Söz konusu borcun Milli Gelirine oranı ise % 107’ler civarında. Türkiye’nin kategorisi gelişmekte olan ülkeler içinde de Türkiye, borçları milli gelire oranı iyi olan ülkeler arasında yer alıyor.

Peki döviz neden yükseliyor? Gelişmekte olan ülkelerin açmazı, hızlı büyümeyi kontrol edememeleridir. Büyürken kredi ile yani borç ile büyüyorsunuz. Ama bu borç da yerli sermaye değil maalesef ki; büyümenizin yarısından fazlası yurt dışı kaynaklı döviz kredilerine dayanıyor. Dış borcun içinde uluslararası Amerikan menşeili şirketlerin kağıtlarının payı ise % 20 düzeyinde. İşte Londra ve New York merkezli uluslararası yatırım şirketleri, Türkiye’den yüksek miktarda döviz çekince, büyümesi büyük oranda döviz kredilerine bağlı Türkiye’de döviz hızlı bir yükseliş trendine giriyor. Bu sene sonunda vadesi gelmiş 100 milyar dolar dış borcumuz var. Bir de işin içine psikolojik etkenler girince insanlar kısa vadede kâr edeyim diye dövize hücum ediyor ve bu kısır döngü inanılmaz şekilde döviz artışlarına yol açıyor.

Bundan sonra ne olacak peki? Öncelikle finansı döviz kredisine dayalı pek çok firma batacak. Bankalar zora girecek. Ama batmayacak. İşsizlik artacak. Ama kısa sürelerde yeniden toparlanma dönemi başlayacak. Bir takım vatan hainlerinin yaydığı gibi Bankalardaki mevduata el konulmayacak, maaşlar ödenecek, herşey olağan seyrinde gidecek. Futbol’da kulüpler küçülmeyi seçecek ve pek çok maliyetli oyuncusuyla yolları ayırmaya çalışacak. Ama bu ortamda Çin kulüpleri bile çok uçuk paralar ödemeye yanaşmayacaktır. Futbolumuz için bu da inşallah daha hayırlı sonuçlar getirecek. Genç oyuncuların önü açılacak. Uçuk paralar ortadan kalkacak.

Neticede olan işler, olağan işler değil; kasıtlı olarak Türk ekonomisi zayıflatılmaya çalışılıyor. Gezi’de amaç ne ise; 15 Temmuz’da amaç ne ise yine amaç aynı; Türkiye’yi istikrarsızlığa ve iç savaşa sürüklemek. Ama başaramayacaklar, merak etmeyin. Çünkü günümüzde bir devlete yapılan ekonomik yaptırım, sadece bu ülke ile sınırlı kalmaz. Global ölçekte piyasalar birbirine bağlı. Türkiye krize girerse Avrupa da girecek. Çünkü Türk şirketlerine yüksek miktarda borç veren bankalar Avrupa bankaları. Çin, İran, Rusya ve Türkiye üzerine oynanan oyunlar; uluslararası piyasaları da alt üst edecektir. Trump, 8 Kasım 2018 tarihindeki meclis ara seçimlerine de oynuyor. ABD’de bu seçimde Temsilciler Meclisi’nin tamamı ve Senato’nun üçte biri yenilenecek. Muhtemelen seçime kadar Cumhuriyetçiler oy kaybı yaşamamak için Evanjelist Papaz görünümlü, ajan Brunson’u teslim ettirmeye çalışacaklar. Ama ekonomik yaptırımlar (sanctions) daha fazla uzatılamayacak. Çünkü işin aslında herkes aynı gemide. Bu durumdan yine Türkiye güçlenerek çıkacaktır. Çünkü bundan böyle büyümesini, ticaretini daha ayakları basan şekilde ve olabildiğince dolar/euro dışında varlıklara dayandıracak. Hindistan, Çin, Rusya ve  tüm Afrika ülkeleri ile ticaret hacmimizi artıracağız. Yeter ki; psikolojik olarak yenilmeyelim. Moralimizi yüksekte tutmaya çalışalım. 15 Temmuz’da bazılarının yaptığı gibi bankalara, ATM’lere koşmayalım. Fetö seviniyor ama hevesleri kursaklarında kalacak. 2011’ten beri yeniliyorlar, bir kez daha yenilecekler Allah’ın izniyle. Hükümet de bu olanlardan ders çıkarmalı, artık işlerin başına gerçekten liyakat sahibi, o grubun, bu grubun adamı olmayan, vatanını kalpten seven insanlar getirilmeli. Yalakalık, benim adamım, senin adamın, şu grubun, bu grubun temsilcisi gibi safsatalara prim tanınmamalı. Devlet, işsizlik artarken birilerinin sürekli devletten geçimini sağladığı, danışmanlıkların, bakan yardımcılıklarının buna göre dağıtıldığı bir yapı olmaktan çıkarılmalı. Aksi takdirde, bunlardan dönülmediği takdirde, maalesef ki, belki ekonomik kriz değil ama adına ‘metal yorgunluğu’, ‘atalet’ gibi isimlendirmeler dedikleri, iş bilmezlerin iş başında olduğu bu düzen daha fazla devam etmeyecektir. Futbol’da olan açmaz, devlette de var. Siyasette ve bürokraside, maalesef onun akrabası, şunun yakını, o grubun mensubu şeklinde yürüyen işler, ortaya genç, dinamik ve yetenekli isimlerin çıkmasını engelliyor. Bu açmazdan kurtulmak herşeyden önemli. Bu açmazdan kurtulunduğunda, ekonomi de dahil tüm işler daha aklı selim ile yürüyecektir.

Gelelim ligin ilk maçına: Antalyaspor Maçı

Antalyaspor geçtiğimiz yıllardaki flaş transferlerden sonra küçülmeye başladı. Sandro, Djourou, Deniz Kadah, Fornezzi gibi oyuncuları elden çıkardı. Geçen sezon da biliyorsunuz Samir Nasri ve Eto’yu göndermişti. Eski oyuncusu Serdar Özkan’ı Gençlerbirliği’den, ön libero Osman Çelik’i Karabükspor’dan ve Malatyaspor’un sol beki Cissokho’yu transfer etti. Geçen sezon Ümraniyespor’da kiralık oynayan 21 yaşındaki Fildişi Sahilli oyuncu Jean-Armel Drole’u da tekrar takıma dahil etti. Teknik Direktörlüğe de Bülent Korkmaz’ı getirdiler. Cissokho, lisansı yetişmediği için bizim maçta oynamadı. Yerine sol bekte alt yapıdan yetişen Birkan Öksüz oynadı. Antalyaspor dörtlü bir defans ile kalabalık bir orta saha kurgusuyla maça başladı. Forvette tek adam Senegalli 1.86’lık oyuncu Souleymane Doukara ile etkili olmaya çalıştı. Doukara, benim beğendiğim bir oyuncu. Çok güçlü ve mücadele etmeyi seviyor. Ama çok yalnız kaldı. Antalyaspor geçen sezonki gücünde hiç değil.

Antalyaspor kalabalık orta alan kurgusuyla, Kayserispor’a rahat oynama imkanı vermek istemedi ancak topa sahip olan ve istediği gibi yön veren takım Kayserispor’du. Kayserispor geçen sezona göre topa daha çok sahip olmaya çalışan bir takım görüntüsünde. Ayrıca top çevirirken çok daha sakinler.  Kayserispor beklenilen bir tertip ile maça başladı. Kalede Lung, savunmada sağ bek Tiago Lopez, defansın ortasında Sapunaru ve Kana Bıyık ile sol bekte yeni transfer Sakıp; onların önünde orta sahada Rotman ve Bernard Mensah ile üçlü hücumda sağda Deniz, solda Varela, ortada Chery ile en uçta Umut Bulut dizilişi ile başladılar. Bizim için en olumlu şey orta sahada geçen sezona göre topla oynama becerisi daha yüksek oyunculardan kurulu bir takımız. Hem Rotman, hem Mensah top teknikleri iyi oyuncular. Deniz ve Chery’de ekleyince top tutmaya meyilli bir takımız. Umut Bulut geçen sezon bıraktığı yerden devam ediyor. Gerçekten de 1983 doğumlu Umut Bulut tüm gençlere örnek olmalı. Futbolu daha olgunlaşmış, gol pozisyonlarında artık daha etkin. Aynı zamanda da çalışıyor, koşuyor. İlk golde Umut Bulut ön direğe yaptığı koşu ile Chery’i boşa çıkarttı. Chery de kolay bir şekilde golü attı. 80’lerin ünlü Modern Talking grubunun ünlü bir şarkısı vardı: “Cheri Cheri Lady”. 1985-1990 arasına damgasını vurmuştu. Bizim Hollandalı Chery de taraftarla bütünleşirse, bu sezona damga vurabilecek bir oyuncu. Antalyaspor’a attığı gol tesadüf değildi. Bu sezon Chery’den bu tarz çok gol izleyebiliriz. Sakıp alışma döneminde, alıştığı zaman daha etkili oynayacaktır. Buna rağmen ilk golün asistini yaptı. İkinci golde de Deniz Türüç’ün Umut’a asisti güzeldi. Umut Bulut bana göre sahanın en iyisiydi. Bilal, Hasan Hüseyin gibi oyuncuların da takıma alışmasıyla daha derinlikli ve güzel bir takım olacağız.

Sezona üç puan ile başlamak önemliydi. Net bir skor aldık. İnşallah devamı gelir.

Tebrikler Takım…

 

Selim DÜNDAR

selimdundar38@gmail.com

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here