Ana Sayfa Köşe Yazısı 3-5-2 Sistemi Gerçekten “Demode” mi Oldu?- Selim Dündar

3-5-2 Sistemi Gerçekten “Demode” mi Oldu?- Selim Dündar

570
Paylaş

Bu sezon Galatasaray tamamen yenilenen takımıyla inanılmaz bir performans ortaya koyuyor ve ligin lideri. Bunda geçen sezonki performansı ile kıyaslayınca en büyük sürprizi yapan İgor Tudor’un başarısı etkili. Takım sürekli koşuyor ve saldırıyor. İgor Tudor geçen sezon üçlü defansta ısrar etmişti. Bu sezon tam vazgeçti denirken, Konya maçında yine üçlü defans ile oynadı. Malum Kayserispor teknik direktörü Sumudica da sezon başı hazırlık maçları ve ligin ilk maçlarında üçlü defansı denemişti. Giyimde 70’lerin kıyafet ve tarzının “retro” tarzı ile yeniden moda olması gibi 1970’ler ve 1980’lerde hayli popüler olan 3-5-2 sistemi de günümüzde yeniden gündeme gelmeye başladı. Tudor neden üçlü defanstan bu kadar etkilenmiş? Sanırım bunda Antonio Conte’nin payı büyük.

Antonio Conte 1969 doğumlu. 22 yaşında yetiştiği kulüp olan Lecce’den Juventus’a transfer oluyor ve futbolu bıraktığı 35 yaşına kadar Juventus forması giyiyor. Esas mevki defansif orta saha olmakla birlikte defansta da görev yapabilen bir oyuncuydu. Futbolu bıraktıktan sonra Siena’da yardımcı antrenör olarak mesleğe başlıyor. Sonra Arezzo, Bari, Atalanta ve Siena’da teknik direktörlük yaptıktan sonra 2011 yılında Juventus’a geliyor ve 3 sezon Juventus’u çalıştırıyor. Burada takımını 2011-2012; 2012-2013 ve 2013-2014 sezonlarında üst üste üç sezon İtalya şampiyonu yapıyor. Bari ile 2008-2009 sezonunda 2. ligde şampiyon oluyor. Geçen sezon Jose Mourinho ve Hiddink sonrasında Chelsea’ya geliyor ve Chelsea geçen sezon İngiltere’de sezonu şampiyon bitiriyor.

Hırvat İgor Tudor, 2000 ile 2005 yılları arasında Juventus’ta Antonio Conte ile birlikte forma giyiyor. Futbolu 2008 yılında yetiştiği kulüp olan Hajduk Split’te bırakıp burada teknik direktörlük kariyerine başlıyor. Tudor İtalya’da Conte ile birlikte oynarken de zaman zaman Juventus üçlü defans ile oynuyordu. Conte daha sonra görev yaptığı kulüplerde mutlaka zaman zaman 3-5-2 sistemini uyguladı. Chelsea’de da bu sistemi kullanıyor. Tudor da onun bu başarısından etkilenmiş ve üçlü defansı mutlaka denemek istiyor.

Öncelikle 3-5-2 sistemi tek bir şekilde uygulanan, sabit bir sistem değil. Geçmişte ‘süpürücü (sweeper)’ tabir edilen geride bir libero ve önlerinde iki sert stoper ile sistemin uygulanması sistemin en klasik uygulaması. Almanya’nın Dünya kupasını aldığı zaman Beckenbuer geride süpürücü pozisyonunda idi. Arjantin 1986’da Dünya şampiyonu olurken, Hollanda 1988 de Avrupa şampiyonu olurken de üçlü defansı uyguladılar. Hollanda’da süpürücü pozisyonu Ronald Koeman’ındı.
Zamanla bu üçlü tek bir libero ile değil, voleyboldaki dönen sisteme benzer şekilde pozisyona göre arkadaki oyuncunun değiştiği bir uygulama içinde oldu. Öndeki iki stoperden birinin “sağ bek” veya “sol bek” yetisine sahip birinden seçilmesi ile hücumlarda iki stoperden birinin kanatlardan atağa katkı vermesi ile sistem hücumda 2-5-3 gibi bir dizilişe dönüştü. Üçlü defansttan birinin “ön libero” yetisine sahip biri olmasıyla hücumlarda ön libero gibi oynayıp, hücum oyuncularını öne ittirmekte de kullanıldı. Sarkık veya terazili 3-5-2 gibi farklı adlandırmalar yapıldı.
Bu güncellemelere rağmen son 15 yılda; futbolda dörtlü defans ağırlıklı olarak uygulanmaktadır. Bilhassa 4-2-3-1 ve 4-3-3 sistemleri pek çok başarılı takım tarafından uygulanmaktadır. Türkiye’de de teknik adamlar bu sistemleri tercih etmekteler.

Ancak 3-5-2 tamamen rafa kalkmadı. Pep Guordiola’da Barcelona’da 3-4-3 sistemi ile ‘tiki-taka’ adı verilen pasa dayalı oyun sistemini başarı ile uyguladı ve takımını İspanya ligi ve Avrupa şampiyonu yaptı. Antonio Conte de Chelsea ile 3-4-3 sistemi ile geçen sezon şampiyon oldu. Conte daha çok 3-1-4-2 şeklinde bir dizilişi tercih ediyor.

Bu nedenle bazılarının yaptığı gibi bir takım üçlü defans ile oynuyor ise bu sistem ‘demode’ oldu, halen mi 3-5-2 demek her zaman doğru olmayabilir. Öncelikle hangi oyuncularla ve nasıl bu sistemi uyguluyorsun? Bu çok önemli.
Bu sistemi başarı ile uygulamak için elinde “çabuk” oyuncular olacak. Kayserisporlu “Levent Gülen” gibi. Eskilerden “Recep Çetin” gibi. Ancak bilhassa defanstaki oyuncular takımını hücuma kaldırabilen, iyi pas yapabilen ve ileri çıkıp, hızla geri gelebilen oyuncular olması da gerekiyor. Kayserispor, elbette bu sistemi de başarıyla uygulayabilir ancak bunun için zaman gerekli ve oyuncuların da buna göre seçilmesi gerekliydi. Mevcut durumda Dejan Meleg, Bia, Asomoah Gyan ve Şilili ön libero Espinoza takıma katkı yapar pozisyonlarda değiller. Eğer bu oyuncuların yerlerine sisteme uygun oyuncular seçilirse, Kayserispor da 3-4-3 sistemini başarı ile uygulayabilir. Aynı şey Galatasaray için de geçerli.

Ama futbolda dizilişten daha önemli gerçekler de var.
Son yazdığım yazıda alt yapıların öneminden bahsetmiştim. Futbolumuzdaki ve Milli Takımımıza yansıyan başarısızlıkta alt yapıların “faal” olmamasının en büyük etken olduğu bir gerçek. Örneğin; son yedi sezon esas alındığında, bu yedi sezonda en az 17 maç oynayan oyunculara göre yapılan listede Galatasaray’dan sadece beş oyuncu alt yapıdan en az 17 maç oynamış: Sabri Sarıoğlu, Arda Turan, Aydın Yılmaz, Semih Kaya ve Emre Çolak. Aydın Yılmaz’ın hali de ortada. Futbolu bırakacak. Fenerbahçe ve Beşiktaş’ta son yedi sezonda en az 17 maç oynayan alt yapıdan gelen oyuncu sayısı sadece iki tane. Fenerbahçe’den Semih Şentürk ve Mert Günok. Beşiktaş’da ise Necip Uysal ve Atınç Nukan var. Geçen yazıda verdiğim rakamı bir kez daha tekrar edeyim. Kulüplerin alt yahılarından yetiştirdikleri oyunculara verdikleri şansa göre yapılan sıralamada % 4.3 ile 31 futbol ülkesi arasında sonuncu sırada yer alıyoruz. Türkiye ligi ortalama 28.63 yaş ortalaması ile de Güney Kıbrıs’tan sonra en yaşlı ikinci lige sahip ülke konumunda. Neden tekrar alt yapı dedik. Eğer siz, futbolcuyu daha yetiştirirken ona “oyun zekası” kazandırmayı başarırsanız, futbolcu her sisteme uyum sağlar ve sistem başarı ile uygulanır. İyi bir alt yapı eğitimi alan Okay Yokuşlu örneğin. Altay’da forvet arkası yetişip Kayserispor’a gelmişti. Ben o zaman yazdığım yazıda, eğer Okay Yokuşlu üst seviye oyuncu olmak istiyor ise “güçlenmeli” ve “ön libero” mevkinde başarılı olmaya çalışmalı diye yazmıştım. Sonraki dönemde Okay Yokuşlu, güçlendi ve ön libero hatta defansta başarı ile oynamaya başladı. İyi bir oyun zekası ve birikime sahip Okay Yokuşlu hangi sistemde nereye koyarsanız azami katkı yapacaktır. Geçenlerde Engin İpekoğlu, Tanju Çolak 30 yaşında antremandan sonra 45 dakika bireysel ek antreman yapıyordu dedi. Bugün kaç genç oyuncu “ek antreman” yapıyor. Kaç genç oyuncu “maç izliyor” ve kendini buradaki oyun sistemlerine adapte etmek için ek çalışmalar yapıyor. Dolayısıyla dizilişten daha çok bizim kapasiteli ve futbolcuya çok şey verebilecek alt yapı teknik direktörleri ile “iyi oyun anlayışına” sahip oyuncular yetiştirmemiz gerekiyor.

Selim DÜNDAR
selimdundar38@gmail.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here